28.4.18

elveda mualla.



merhaba mualla.
bugün benim doğum günüm.


nasılsın?
mualla biliyor musun, ben artık yirmi yaşındayım.
yirmi.
hiç tahmin eder miydin bugünün geleceğini?
hiç tahmin eder miydin bir gün yirmi yaşına gireceğimi?
ben tahmin etmezdim.
edemezdim.
mualla biliyor musun bugün benim doğum günüm.
mualla biliyor musun ben bugün yirmi yaşına girdim.
halen kanıksayabilmiş değilim bu sayıyı.
halen sindirebilmiş değilim yirmi yaşına girmiş olduğum gerçeğini.
mualla bugün benim doğum günüm.
mualla ben büyüdüm artık.

büyümek denilen şey en basit haliyle, bazı şeyleri ne yaparsan yap değiştiremeyeceğin gerçeğini kabullenmen demek herhalde. aynı dakikaya yüz farklı kez dönüp, o dakikayı bin farklı kez yaşasan da, bin farklı şehri yüz farklı kez yürüsen de değişmiyor bazı gerçekler. değişmiyor. değiştirilemiyor. o ayakta kalmak gereksinimini yitirdiğin gün hiçbir şey aynı kalamıyor mualla. anladım artık bunu. şaşıracaksın ama boyun eğmemek çok uzak bir fiil bana artık. inanmayacaksın ama artık kabullenebiliyorum. artık burnumun dikine gitmek yerine gözlerimi kaçırabiliyorum. böyle olacağını düşünmemiştim. hiç aklıma gelmemişti. hayatı sadece karanlık ve sadece aydınlık olarak görüyordum. iyiler ve kötüler. doğrular ve yanlışlar. kanı akanlar ve kanı akmayanlar. hep ya seninle birlikte sonsuza kadar mutlu yaşayacağımı ya da sensiz bir hayatın ipini çekeceğimi düşünürdüm. tüm samimiyetimle inanırdım buna. iki yol vardı çünkü önümde. iki seçenek. biri olmazsa diğeri olacaktı. bu kesindi. başka bir opsiyon yoktu. olamazdı. öyle de olması gerekirdi.
olmadı.

kendimi ait hissetmediğim, benim olmayan bir hayatı, kendimi ait hissetmediğim, onların olmadığım insanlarla yaşıyorum. "depersonalizasyon" diyorlar buna psikiyatri lisanında. hegel ise "yabancılaşma" diyor. ben de kendimce "dünyanın orospu çocukluğu" diyorum aslında. ama o başka konu.
güldün mü mualla?
gül lütfen.
bugün benim doğum günüm.
aidiyetim iki dudağının tebessüme varmasında saklı.
benim aidiyetim sensin.
gül mualla.

duruldum artık bu arada. büyüdüm çünkü. yirmi yaşında koca bir adamım ben artık. öyle eskisi gibi öfke krizleri yok. dakikalar içinde kafasında elli cinayet işleyen çocuk uzaklarda kaldı. mualla biliyor musun, ben durulursam sakinleşirim sandım. ben sakinleşirsem iyileşirim sandım. ben iyileşirsem geçer sandım. insanlara olan uzaklığım büyüdükçe, o uzaklaştığım insanlara gitgide daha çok benzediğimi gördüm. aynaya baktığımda herkesleştiğimi izledim. ben sanırım artık bir başkasıyım mualla. artık renkler daha soluk. artık her koku birbirini andırıyor. artık her surat silik, her sokak köpeği başka birine benziyor.
böyle olacağını hiç düşünmezdim. ben, hiçbir zaman ellerini tutamayacağım gerçeğini kabullendiğim an tüm hislerim kendini karanlığa atar, kinim silahlanır, öfkem kan kokar sanardım. çünkü ya ölümüne sevecek ya da öldüresiye nefret edecektim. benden ne daha azı ne de daha fazlası beklenirdi değil mi? o pasajın çıkışındaki en boktan evin basamaklarında başını omzuna koyduğun çocuğun başlangıcı ve sonu yoktu. olamazdı. o asi çocuk kabullenmezdi, rest çekerdi, düştüyse kalkardı.
çünkü mert çıkmaz sokaktı.

öyle olmadı mualla.
olmadı.
her şeye karşı daha kırmızı bir şekilde öfke dolarım sanarken, her şeye karşı daha grileştim. artık hiçbir şey hissetmiyorum mualla ve emin ol bu her şeyden daha çok yaralıyor. artık şarkılar daha az acıtıyor. kuşlar hep aynı oktavdan ötüyor. tüm mezarlıklar birbirine benziyor. tüm ölülerin hep arkası dönük. tüm kitaplar, tüm bakışlar, tüm yollar, tüm ağaçlar, tüm silah sesleri, tüm uyuya kalışlar.
bugün benim doğum günüm.
bugün ben yirmi yaşındayım.
bazen bazı kapılar kapanmıyor.
bazen bazı şeylerin geri dönüşü olmuyor.
bazen bazı şeylerin geri dönüşü yok mualla.


şimdi dönüp bakınca o ilkokulun arka bahçesinin en köhne bankında oturan çocuğun yüzüne, görüyorum ki göz altlarında dünyayı beslerken ne güzel de kin besliyormuş tüm yaşayamadıklarına. ne güzel de öfke doluymuş ciğerleri. ne güzel de haykırıyormuş tüm hayal kırıklıklarını. katlanamadığı bir gerçekliğe katlanmaya, duvarlardan aynı sesi tekrar ve tekrar duymamaya, sabaha karşı dişlerini sıkmamaya, tüm yaşanılanları yutkunmaya çalışırken ve severken mualla.
çok ama çok severken,
ne güzel de tarumar olmuş o çocuk.


çocuk bu ne hal?
ne oldu sana?
nerenden girdi bıçak?
çocuk neden gözlerin kapalı?
çocuk neden o bankta ismin bir başka ismin yanına kazılı?
çocuk kalk ayağa.
sen bugün yirmi yaşındasın.


ne güzel de anlamıyordun beni mualla.
ne güzel de söylediklerimle senin aklından geçenler çok başkaydı ve ne güzel de hiç sorun değildi bu benim için.
ne güzel de güzeldin.
çok güzeldin.

hani koşan atlar düşen atları hatırlatır ya bazen.
hani yağmurlar yağar yağar durur.
hani güneş daha batmamıştır ama ay görünüyordur.
ben daha hiçbir şeyin farkına varmamışken çıkmıştın yoluma ve her şeyin farkına vardığımı zannetmiştim. sonra her şeyin üzerinden zaman geçmişti ve tek bir farkın ayırdına varamamış olduğumu farketmiştim. kapasitemin altında bir hayatı yutkunmaya çalışırken çıkmıştın karşıma ve artık sınırlarım kalktı zannetmiştim. oysa tasmamı sonradan boynuma yapıştırmak şartıyla biraz uzun tutmuşlardı, anlamamıştım. sonra bir vakit gelmişti ve bazı şeyler sana göre olması gerektiği gibi olmuştu. birileri 'yürü' demişti bana ve yürümüştüm ben. birileri 'koş' demişti ve koşmuştum mualla. 'olmaz, kaç' demişlerdi sonra ve ben de kaçmıştım.
yürüyorsun ama gidemiyorsun.
koşuyorsun ama uzaklaşamıyorsun.
kaçıyorsun ama hep başladığın yere dönüyorsun.
beynin sana 'şimdi anladın mı?' diyor.
köprü altlarından çıkmakla enkaz altından çıkılmıyor.
acı geçiyor ama acı çekmiş olmak geçmiyor.
anlıyorsun.


ben bugün yirmi yaşındayım mualla.
yedisi senin.
üçte birden biraz daha fazla.
mualla ben bugün tam yirmi yaşındayım.
yirmi mualla.
tüm güneşler aynı batıyor. tüm çocuklar aynı gülüyor. tüm çiçekler aynı kokuyor. tüm hayal kırıklıkları hep beyaz. koca bir adam oldum ben. seni sevmiş olmak beni özel kılmalıydı. ama bugün artık her şey daha birbirinin aynısı. içimde öyle bir boşluk bıraktın ki, o boşluğu doldurmak peşinde büyüdüm.
ben bugün yirmi yaşındayım.
içimde öyle bir boşluk bıraktın ki, o boşluk ben oldum.
ben bugün büyüdüm mualla.


kaldır kafanı psikopat çocuk
gözlerinde martı hüznü
sen gri deniz
kaldır kafanı psikopat çocuk
yüzünde gülümseyen bir yok oluş
yok artık
sen de herkes gibi
çocuk
sen de herkes gibi
artık sadece
bir siluetsin.

bugün benim doğum günüm.
ben artık yirmi yaşındayım.
ben artık büyüdüm.
ben artık,
artık,



"eski savaşçılar vesair,
 geçmiyor bulutlardan"


kesişenevren bitti.
elveda.

https://www.youtube.com/watch?v=tTvT5kxb6pI


28.4.18
mert.


17.3.18

7.3.15

mualla'ya açık mektup.



merhaba mualla. sana gitme demeyeceğim. kal da demeyeceğim. ben şair değilim mazur gör romantik konuşamam. zaten lavinia'nın da amına koyayım, özdemir asaf gibi adamı harcamış. insan düşünüyor da, çok kötü lan. seni, sana şiir yazabilecek kadar çok sevmişler ve sen hala hiçbir şeyi umursamadan sırtını dönüp gidebiliyorsun. ne kötü değil mi ? ne acımasızca. sen de çekip gittin mualla. sen de sırtını döndün, sen de umursamadın hiçbir şeyi. günler oldu, aylar oldu, yıllar oldu. gittin mualla. sen değil bir şiiri, iki virgülü bile hak etmedin de, ben yoluna yıldızları döktüm işte. bu da benim ayıbım olsun. 

yine de keşke gitmeden önce bir silah dayasaydın kafama diye düşünmeden edemiyorum. namluyu dayasaydın alnıma. başımı çekmezdim ben. çekersem şerefim iki paralık olsun. başladığın işi yarım bırakmamış olurdun. böyle olmadı. hem de hiç olmadı. yakışmadı sana. ben senden sonra yarım kaldım be mualla. yarım kaldım ya hani, tek bir yarınım bile kalmadı. bölük pörçük hayattayım. belki ölmedim, belki toprağa girmedim ama artık yaşamıyorum da. kaldım öyle bir çocuk parkında gözlerimde martı hüznüyle. ben sana şiir yazamadım mualla, özdemir asaf gibi olamadım, affet. ben sana şiir yazamadım ama sen benim alın yazımdın be kızım. 

seninle beraber bizim çatıda taklacı güvercinler besliyorduk hatırlıyor musun ? bir filmden etkilenip almıştık hani. "güvercin sevgi demektir." derdin. "aşk demektir." saldım onları mualla. gökyüzünün kollarına saldım. sen gittin gideli takla da atmıyorlardı zaten. takla atmayan taklacı güvercin mi olur, bu ne saçma iş ? ama biliyorum, sen gitmesen onlar da bırakmazdı takla atmayı. sen gitmesen günde 50, hatta 100 takla atarlardı. hatta biraz zorlasan ben bile takla atabilirdim. gitmeseydin tabi. burada olsaydın.

yine de özlemedim desem yalan olur. kim bilir neredeler şimdi. belki göç falan etmişlerdir. gerçi bilmiyorum güvercinler göç eder mi. bazen insanlar da göç ediyor kuşlar gibi. mesela sen ettin. daha sıcak iklimlere gittin belki de yaşayabilmek için. ben senin için fazla mı soğuktum mualla ? eğer öyleyse, korkarım ki bir daha geri dönmeyeceksin. senden sonra ben buz tuttum çünkü. 

güvercinler öldüyse üzülürüm ama ha. onlar yaşasın bari. ikimizi anlatan, bir zamanlar ikimiz diye bir şey olduğunu anımsatan sadece onlar kaldı. neredeler acaba, ne yapıyorlar. hangi evin balkonuna yuva yaptılar, kimin kafasına sıçıyorlar. merak ediyorum ne haldeler mualla. seni de merak ediyorum. neredesin, ne yapıyorsun. kimin gönlünde yer ettin, kimin alın yazısı oldun. kime armağan ettin o gülüşünü.  

takvimler duman altı geceleri işaret ediyor, saat yine efkara çeyrek var. sen yoksun mualla.

yokluğunda neşet ertaş'a sığındım. insanın sığınabilecek bir şeylere sahip olması çok güzel bir şey. kar yağınca başını sokabileceğin bir evinin olması gibi. korktuğunda kaçıp arkasına saklanabileceğin bir anne gibi. seni çok özledim mualla. ama gözlerini senden de çok özledim. aynı anda hem boğulur hem özgür kalırdım ben senin gözlerinde. belki sana değil sadece gözlerine aşığımdır. mümkün mü böyle bir şey ? mümkün değilse bile bir gün mümkün olabilir. sen gittin ya, artık her şey mümkün olabilir. 

sahile iniyorum bu aralar çokça, denize bakıyorum. boğulmak istiyorum da, özgürleşemem diye korkuyorum. ayağıma taş bağlayıp denize atlasam özgürleşir miyim mualla ? kaç saniyede ölürüm ki ? hani seninle nefes tutma yarışı yapardık. bir buçuk dakika dayanırdım ben. şaşırırdın sen, biraz da korkardın. "yapma boğulacaksın." derdin. ben de "ölmem be kızım, korkma." der gülerdim. sahiden de ölemezmiş insan kendi nefesini tutarak. vücut refleks oluştururmuş, sen istemesen de nefes alırmışsın. alarm verirmiş beynin, ölmeni engellermiş. sen kaç dakika da gittin mualla ? ben nefesimi tutuyor muydum sen giderken ? beynim neden alarm vermedi ? nefes alamıyorum be mualla. ben artık bu kodumun dünyasında nefes bile alamıyorum. 

senden sonra hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. kısa marlboro'yu da bozdular, sırf eskiye hürmeten içiyorum. anlamıyorum mualla, hiç anlamıyorum. ben "yıllardır içiyorum, ayıp olur." diye marlboro'yu bile terkedemezken, sen yıllara meydan okuyup beni terketmeyi nasıl başardın ? anlamıyorum. hiçbir bok anlamıyorum. herhangi bir şeyin düzeleceğine de inanmıyorum. dünyaya inanmıyorum. öbür dünyaya da inanmıyorum. kendime de inanmıyorum. sana da inanmıyorum. ben senden sonra bu anasını siktiğimin dünyasında hiçbir şeye inanamıyorum. 

ben çok şey bilmem, bilirsin. kendi halimde olmuşumdur hayatım boyunca. ama benim bildiğime göre iyi biri olursan mutlu da olmaz mısın ? iyi biri olursan mualla, mutlu olmayı hak etmez misin ? adalet yok mudur ki, mutlu ettiği kadar mutlu olması gerekmez mi insanın ? niye böyle oldu. kimin ahını aldım da acısını seninle verdiler. belki de kötü olan sadece sendin. belki de ben senden daha fazlasını hak ettim. ama ben hak ettiğimi istemedim ki be kızım. ben sadece seni istedim de yüreğin benle dolmadı.

ben çok şey bilmem mualla, bilirsin. kendi halimin amına koydum. ama benim bildiğime göre onur, gurur insandan da, insanın hayatından da daha önemlidir. o yüzden sen döndüğünde arkanı, sen başladığında yürümeye, yapma diyemedim. gurur yaptım, gitme diyemedim. yakışmazdı, geri dön diyemedim. 

bir bok bilmiyorum ben mualla. dünya öyle bir yer oldu ki, insanların öyle cılkı çıktı ki ben artık ne diyeyim, ne düşüneyim bilmiyorum. ama bildiğim tek bir şey varsa o da şudur ki; ben seni çok sevdim be kızım. 
çok sevdim.

ah be mualla. 
ah be gönlümdeki varoş mahallenin en havalı kızı. 
ah be mühür gözlüm.
ah be katilim.
ah be cinayetim. 
ah be yürek sızım. 
ben seni çok sevdim. 
ben seni her şeyden çok sevdim.

neredesin mualla ? 


https://www.youtube.com/watch?v=nuIQNN94MQI

31.1.15

violin.



sigaramın üzerine "hayallerim" yazdım. sonra parmak aralarıma yerleştirip aleve verdim ve dumanı içime çektim. kurduğum onca hayal ilk kez bir işe yaradı ve nikotin ihtiyacımı karşıladı.

unutma, dahi anlamındaki -de ayrı yazılır.
ve sakın unutma, dahi anlamındaki insan deli yazılır.

beynini yerinden çıkar ve ufala. parçalarını da denize dök. geri kalan hayatını bi manyak olarak yaşa. hatta sadece sen değil herkes yapsın bunu. sonuçta aynı pisliğin lacivertleriyiz. bu dünyayı akıllılar kurdu ve işler hiç yolunda gitmiyor. artık delirmiş olanlara bir şans vermenin vakti geldi.

insan, insanlığını kaybettiğinde insan olabilir. çünkü insan olmak insan olmamaktır aynı zamanda. size verebileceğim en büyük tavsiye; insan olmanız. hayatınız boyunca yaptığınız en şeytani şey; insan olmanız. sokak köpekleri için evinin önüne bir tas su koyanlar da insandır, o köpeklerin sokaklardan yaşamasına sebep olanlar da. bizler bu dünyanın şiir yazıp çiçek toplayan mikroplarıyız. her şeyi yok etmek için gönderildik. kestiğimiz ağaçlar da insanlığımıza küfretti.

söylemeye çalıştıklarımı anlamadıysan da siktir et.
bazı şeyleri tam olarak anlayabilmek için bir saatten fazla duvara bakarak keman dinlemek gerekiyor. bir saatten fazla duvara bakarak keman dinlersen bir şeyleri anlamak gibi bir isteğin de kalmıyor ama.

-ironiye güvenin.

ozon tabakasını bile deldiğimiz bu mavi gezegende hep bir şeyler oluyor. bir şeyler hep oluyor. bir şeyler hep anlaşılmak istiyor. bir şeyler hep bir şeyler istiyor.

-kemanın gücünü hafife almayın.

herkes anlaşılmadığından yakınıyor. anlaşılmamak korkusu en büyük korku olmuş. aslında asıl kötü olan anlaşılmamak değil, anlaşılmak. bak etrafına. anlayabildiğin her şey yeterince basit zaten. sen anlaşılma. bırak insanlar söylediklerinden sonra, "ne diyor bu amına koduğum ?" desin. tek bir insan cümlelerini dinlerken başını masaya dayadığı eline yaslayıp dumanlar saçan kül tablasının arkasından hafifçe tebessüm ediyorsa sana doğru, zaten mutlusun be oğlum.

anlaşılmak, anlaşılmamak. bu iki fiilden herhangi birinin gerçekleşebilmesi için ne gerekir ? anlatmak. neyi anlatacağız lan ? neyi anlatacağım ben sana ? nasıl dökeyim içimi ? tüm yaşadıklarımı zor sığdırdım zaten. içimi dökersem bir daha toplayamam.

ama sen yine de boşver. bu yavşakça söylenmiş bi "boşver" değil, inan bana. bazı şeylerin boş verilemediğini biliyorum. o şeylerin seni yavaşça tükettiğini biliyorum. o şeylerin senin nefes alan bir cesede dönüşmene neden olduğunu biliyorum. ama sen boşverilemeyen şeyleri de boşverdiğini düşünerek mutlu ol. en azından bileğine bakıp, "keseyim mi lan seni ?" demeyecek kadar mutlu ol.
sonra git duvarlara yazı yaz. sıralara, banklara, çöp kutularına, bankamatiklere. ama en çok balonlara yazı yaz. helyum balonlarına. sonra bırak uçsun o balonlar. belki gökyüzünde melekler balonu bulur da, aşağı doğru bakıp, "yazını sikeyim okunmuyor." derler.
gülerler sonra.

melekler de güler bu arada.
"sen hiç ateş böceği gördün mü ?" diye bir tiyatro oyunu vardı. sen hiç bir meleğin güldüğünü gördün mü ? ben gördüm. gözlerine bile baktım. ellerini bile tuttum.

peki; sen hiç, bir ateş böceğini kaybettin mi ?


https://www.youtube.com/watch?v=fS_cYA9_WK8

17.1.15

kandere pasajı.



kar yağıyordu.

eylül uykusundan telefonun çalışıyla uyandı. tanımadığı, telefonunda kayıtlı olmayan bir numara arıyordu. "bu kim ya" diye düşünerek açtı telefonu.

-efendim?
+...
-alo, kimsiniz?
+...
-alo?
+...
-cevap versene kardeşim, kimsin diyorum?
+eylül nasılsın?
-kiminle görüşüyorum?
+...
-asım, sen misin?
+evet eylül.
-ya yeter artık ya, yine mi sen ya? allah belanı versin bıktım yeter bıktım. lütfen, kaç defa söylemem gerekiyor arama beni artık.
+bu son arayışım eylül.
-ya bırak tatavayı son konuştuğumuzda da öyle söylemiştin. sonra yine sıçtın her şeyin içine. bak kapıyorum telefonu, cidden bıktım artık arama beni. mahkemeye vereceğim seni arama artık.
+eylül vallahi billahi bu son. yemin ederim. kapatma ne olursun. önemli bir durum var, onun için aradım.
-of, ooof. ne önemli durumu, ne zıkkım oldu yine, neden aradın?
+senden bir şey isteyecektim o yüzden.
-neymiş o ? ne isteyeceksin?
+telefonda olmaz son bi kez görüşemez miyiz?
-bak sen anlamıyorsun galiba. istemiyorum seninle görüşmek. karşıma çıkıp duruyorsun, seni görmek istemiyorum. bırak artık peşimi.
+ne olursun eylül. son bi kez. yemin ederim bir daha çıkmam karşına.
-hayır beni zorlama, istemiyorum. laftan anla.
+eski günlerin anısına eylül, son bir defa.
-beni neden hep zor durumda bırakıyorsun?
+lütfen eylül. seninle konuşmam gerekiyor. görüşelim, sonra bi daha çıkmayacağım karşına.
-allah kahretsin. allah seni de zor durumuna da kahretsin. nereye geleyim?
+teşekkür ederim eylül.
-nereye geleyim dedim.
+kandere pasajı'nı biliyor musun? oraya gelebilir misin?
-eğer beni bir daha rahatsız etmeyeceksen geleceğim.
+etmeyeceğim eylül.
-söz ver, bir daha karşıma çıkmayacaksın.
+söz veriyorum eylül, hayatımın üzerine yemin ederim, lütfen gel.
-peki, nasıl istersen öyle olsun. ama bu son, bu gerçekten son.
+teşekkür ederim eylül. çok teşekkür ederim.


asım yüzüne kapanan telefonu yavaşça cebine koydu. oturduğu bankta sırtını geriye yaslayıp küllenmiş üçlüden bir duman aldı. dumanı salarken kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı.


eylül pasajdan girerken kendini rahatlatmaya çalışıyordu. 4 aydır hiç konuşmamışlardı. tam, "artık rahatsız etmiyor, kurtuldum allah'ın belasından." diye düşünürken bir akşam vakti yine aramıştı işte. bıkmıştı ondan. aşk değildi bu, aşk bu olamazdı. saplantıydı, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktı. ama son görüşmemiz demişti telefonda. bitecekti sonunda. en azından öyle umuyordu.

pasajın içine girip köşeyi döndüğünde asım'ı yıkılmış bir gecekondunun basamaklarında oturuyor halde buldu. içine ince bir dehşet dalgası yayıldı. asım'ı en son 4 ay önce arkadaşlarıyla bir kafeden çıkarken görmüş, asım onunla konuşmaya çalışmış ancak eylül yanına yaklaşmasına izin vermemişti. o zaman da iyi görünmüyordu ama şu anki halinin yanında o anki hali çok sağlıklı kalıyordu. saçları sakallarıyla birleşmiş, karmakarışık bir hal almıştı. gözaltları şişmiş, avurtları çökmüştü. bir zamanlar elele yürüdüğü adamın bu olduğuna inanamadı. içinden bir iğrenti geçti.
eylül asım'a doğru iki adım atıp oturduğu yerden kalkmasını bekledi, asım başını kaldırıp ona baktı ama oturduğu yerden kalkmadı. bakıştılar sessizce. oluşan sükuneti birkaç saniye sonra eylül bozdu.

-görüşmek istedin, geldim. söyle ne söyleyeceksen fazla zamanım yok.

+merhaba eylül.

-merhaba asım.

+nasılsın, hayat nasıl ?

eylül iç geçirdi.

-iyiyim asım. beni neden çağırdığını söyleyecek misin ?

+eylül burayı hatırladın mı ? hani çok uzun bi süre önce bu oturduğum basamaklarda oturmuştuk beraber. öyle uzak durma, yanıma gel, otur biraz.

-asım, ne istiyorsun benden?

+eylül biliyo musun her gün geliyorum buraya. her gün kandere'ye girip, bu ara sokağa dönüp gelip oturuyorum bu basamaklara.

-asım saçmasapan konuşma, sadede gel.

+saçmasapan mı? nesi saçmasapan? hatıra bunlar. burada buluşmuştuk ilk defa. bu basamaklarda ilk kez "seni seviyorum" demiştim sana. saçmasapan mı bunlar eylül? hatıralarımız bunlar. neden saçma olsun?

-bak asım, onlar "bizim" değil senin hatıraların. biz diye bir şey yok. anlaman lazım artık bunu.

+öyle söyleme eylül, nasıl yok?

-asım bak, açık konuşacağım. seni anlıyorum, anlamıyorum zannetme. cidden anlıyorum. ama bitti. 2 sene oldu kendine gel artık. kısa bi süre geçirdik beraber, olmadı. üzgünüm. gerçekten üzgünüm. böyle üzülmeni istemezdim. ama anlaman lazım. mantıklı konuşacaksın diye geldim ben buraya ama böyle yapacağını tahmin etmem gerekirdi. uzatma lütfen. gidiyorum ben.

+eylül gitme.

-asım, bir daha karşıma çıkma.

eylül arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı. tam sokağın aralığından dönüp pasaja çıkacaktı ki asım "eylül" diye bağırdı. öfkeyle arkasını döndüğünde gördüğü manzara karşısında ayakları oldukları yerde çakılı kaldı. asım elindeki tabancayı ona doğrultmuştu.

+bu sefer gitmiyosun eylül. bak bu sefer ben izin vermiyorum.

-asım ne yaptığını zannediyorsun sen gerizekalı, indir silahı !

+kes lan ! kes sesini. şimdi ben konuşucam. şimdi benim sıram lan !

-asım kendine gel !

+kendimin amına koyim lan, kendimin amına koyim. benim kendim mi kaldı ? amına koyim benim kendim mi kaldı lan ? 2009 yılı bak ben unutmadım. 2009 yılı ağustos 18. tam burada buluşmuştuk. tam bu basamaklarda oturmuştuk. bu basamaklarda eylül, tam bu amına kodumun basamaklarında. hani yan yana, hani dip dibe lan. hani titriyodum ben utancımdan da, gülüyodun sen bana bakıp. hani "seni seviyorum" demiştim sana fısıltıyla, yüzüne bakamadan. hani "ben de seni" demiştin gülerek. hatırladın mı şimdi? hatırladın mı lan?!

-asım hatırladım, hatırladım. ne olur sakin ol. indir o silahı. yanlış bir şey yapma.

+e saçmasapandı hani ? hatırlamıyodun hani? yanlışının anasını sikeyim silahı görünce mi çalıştı lan hafızan şerefini siktiğim?!

-asım lütfen sakin ol, ne olursun. bak indir onu, oturup konuşalım. dinleyeceğim seni söz, indir ama tabancayı. ne olur.

+sakin ol. ne güzel lafmış lan. sakin ol, sakin ol. sakin makin olamam lan ben. ben aşık oldum lan sakin makin olamam ! ama dur ya, dur. niye sinirleniyosam. daha bi süre buradayız di mi eylül ? harbiden ya, niye sinirleniyorum ki. madem hatıralardan girdik, devam edelim di mi ? nasıl olsa bi süre buradayız. hem de sen arkanı dönüp siktir olup gidene kadar değil, ben ne kadar istersem. edelim edelim.
aa, bak ne aklıma geldi. bi akşam evine bırakıyodum seni. neydi lan ismi. neydi ya. ha tamam tamam, cumhuriyet caddesi. tuhafiyenin o taraf. caddeden karşıya geçmiştik, pastaneden çıkmıştık. sonra yürürken durmuştun bi anda kaldırımda. bi an böyle gülüp, "ne yaparsın benim için ?" demiştin. anlamamıştım ben başta. e zaten hep öyleydi. o kadar güzeldin ki senin yanında aklım duruyodu. ben anlamayınca oflamıştın sen. sonra caddeden geçen arabaları gösterip, "ölür müsün benim için?" demiştin. sen öyle söyleyince caddeye doğru yürümeye başlamıştım ben. arabaların önüne atacaktım kendimi. çünkü ölürdüm ben senin için. ölürdüm. anlayabilir misin sen bunu, he? birini sırf o istedi diye ölecek kadar sevmek ne demektir anlayabilir misin? bak sebepsiz ha. sebebi olsa bile sorgulamadan. sırf o istedi diye ölebilmek. o amına kodumun çocukları için, geziyon ya hani o piçlerle. o artist zengin züppeleri için yürür müsün ölüme? sen anlayamazsın lan. ama ben anlıyorum işte. beynimi sikeyim, anlıyorum ben.
caddeye doğru yürümeye başladıktan sonra sen koşup yakalamıştın kolumdan, sarılmıştın. gözlerime bakmıştın sinirli sinirli. "salak" demiştin bana. gözlerine bakmıştım gülerek, "canım" demiştim sana. eylül niye tuttun beni? madem terkedecektin, madem yok edecektin, beni niye tuttun lan? niye bırakmadın? niye gebermedim lan ben orada? anasını avradını sikeyim böyle işin, niye lan?

-asım ne olursun yapma bak böyle. ne olursun asım.

+ben seni çok sevdim be. ulan aklımı sikeyim çok sevdim be. ölürdüm lan senin için. adam öldürürdüm, katil olurdum.
her şeyi yaktım eylül. her şeyi ya her şeyi. bi sana kıyamadım ben. ne anam kaldı ne babam, dışarda yatıyorum lan ben sokakta parkta orada burada uyuyorum biliyo musun sen ? üşüyorum hep geceleri. iti kopuğu hep ya saldırıyo, dövüyo bi şey yapıyo. ama hani yine tutunuyorum ben neden çünkü sen varsın. seviyorum çünkü seni. ölürüm senin için. var mı ilerisi ? var mı amına koyim ? çok sevdim be eylül. allah kahretsin ölümüne sevdim be.

-indir silahı, yalvarıyorum sana asım.

asım gözlerinden akan yaşları sildi.

+silah inmez eylül. bu silah bu gece burada patlayacak. çok geç. çok geç artık lan çok geç !

-asım ne olursun yapma. kıyma bana. bak dinle beni. iki dakika sakin ol dinle. asım beni burada öldürsen ne geçecek eline ? katil olacaksın. benim için değer mi asım değer mi benim için bi düşün lütfen. yapma, nolur geleceğini düşün, kendi hayatını düşün. hapislerde çürürsün. acı bana, ne olursun. asım daha benim yapmak istediğim çok şey var, ailem var, hayatım var, yapma asım kulun köpeğin olayım yapma. ya asım yapma öldürme beni. ne olursun acı. asım yapma allah'ını seversen yapma !

eylül o dakikaya kadar tuttuğu korkusuna daha fazla hakim olamadı ve diz çöküp ağlamaya başladı.

-ölmek istemiyorum asım yapma ! ne olursun yapma ne olursun asım ne olursun !

asım boş gözlerle asfaltta diz çöken eylül'e baktı. tabancayı sağ elinden sol eline aldı. sağ eliyle ceketinin iç cebinden bir sigara çıkardı, yaktı. o güne kadar eylül'e yöneldiğinde hep farklı bir parıltı saçan gözlerinden ilk defa farklı bir duygu okunuyordu. eylül'e baktığında gözlerinde sevgi, aşk olurdu ilk zamanlar. zamanla asım'ın gözleri eylül'e baktığında acıyla, öfkeyle, üzüntüyle hatta beş dakika önceye kadar da intikamla dolmuştu. ama asım'ın o saniye gözlerinden okunan bunlardan hiçbiri değildi. hepsinden daha ağır, daha tarumar bir şeydi bu.
asım'ın gözlerinde tertemiz bir hayal kırıklığı vardı.


+haziran 21, 2012. beni terkedişinin 3. ayıydı. köpek gibi içip aramıştım seni. 3 aydır görmeyi bırak sesini bile duymamıştım. sarhoştum be eylül, çok sarhoştum. açmıştın telefonu. yine her zaman ki gibi yüzüme kapayacaktın ki "bi şans" demiştim, "bana sadece bi şans ver." bi şans be eylül. hani ne kadar ki bu dünyada bi ömür. ölüm insana çok yakın sonuçta. bi şans yani ya.
hani dedin ya yapmak istediklerim var benim. yaşamak istiyorsun ya hani. benim de vardı eylül yapmak istediklerim. hayallerim. gencecik bi delikanlı. çok vardı hem de var ya hayalim. ne olurdu ki bi şanstan. ne kaybederdin ki ?

yalvarmıştım be eylül. aynı senin şu an yalvardığın gibi.

sadede geleyim, "olmaz." demiştin. sonra bi salaklık edip "neden" diye sormuştum ben.
"sen hiç aynaya baktın mı ? ben kimim, sen kimsin." demiştin.
eylül sen bilmezsin, benim canım çok yanmıştı be. eylül sen bilmezsin sabaha kadar ağlamıştım ben. o lafından sonra ben kaç kere öldüm bilmezsin eylül. hor görmüştün beni, küçük görmüştün. niye ? çünkü benim param yok. niye? çünkü ben seni lüks bi restorana götüremem. niye? çünkü ben yakışıklı değilim. arabam da yoktu zaten. e arkadaşlarına hava da atamazdın. utanıyodun di mi benimle kolkola gezmekten. ama bak eylül. dünya ne tuhaf di mi. o hor gördüğünün önünde diz çökmüş, af diliyorsun şimdi. ben senden az biraz da olsa cesur olmanı beklerdim be. bana hep dediler ki, 'o öyle biri değil.' bana hep dediler ki, 'sen onu gözünde hep çok büyüttün.' eylül ben onlara hiç inanmamıştım biliyo musun. ama şimdi farkediyorum. eylül, sen benim sevgime değmezmişsin.
ah amına koyim, kimleri sevdik, kimlerin yoluna toprak olduk. ah amına koyim, eylül sevdik, sonbahar olduk.

asım'ın sol gözünden bi damla yaş düştü yanağına.

+ben bunu hak etmedim eylül, hiç hak etmedim. hor gördün beni, alay ettin. madem sevmiyodun, madem beni sevmiyodun neden umut verdin ? niye güldün bana ? niye omzumda uyudun ? niye öptün yanağımdan ? ben seni çok sevdim, ölümüne sevdim eylül. hak etmedim lan. bak benim hayatta tutunacak hiçbir dalım yok. hak etmedim anasını sikeyim. eylül benim hiçbir şeyim yok. eylül benim kimsem yok. eylül ben seni çok sevdim ama be. reva mı lan ? reva mı şerefini sikeyim reva mı lan bana ? seninle hayal kurdum şimdi ben onları nasıl yakayım eylül ? ben hayatımı sana emanet etmiştim yok ettin.
allah belanı versin ben seni çok sevdim !

asım silahın mermisini namluya sürdü.

-asım beni biraz sevdiysen yapma !

+seni sevdiysem mi ? seni sevdiysem mi ?! tek bir soru sorucam sana.
tek bir soru. beni hiç mi sevmedin ?

-asım, ne olursun !

+beni hiç mi sevmedin eylül ?

-asım bırak gideyim yalvarıyorum !

asım tebessüm etti.

+sevmedin di mi, sevmedin.
ben kimim sen kimsin.
beni hiç sevmedin.

asım tabancayı kendi şakaklarına dayadı.

+kızımız olacaktı biliyo musun. sana hiç söylemedim ama ben hep hayal kurardım öyle. gözleri, saçları, ağzı, çenesi. her şeyi senin gibi olacaktı eylül, her şeyi aynı senin gibi. bahçeli bi evimiz olacaktı. ben işten gelecektim, kızımızı koşarken görecektim o bahçede. sarılacaktım kızıma. içime çekecektim kokusunu. sonra sen gelecektin yanımıza. öpecektim seni alnından. karım diyecektim sana. meleğim diyecektim. öldürdün eylül. evimi öldürdün, bahçemi öldürdün, hayallerimi öldürdün, kızımı öldürdün, beni öldürdün.

eylül; bir gün aşık ol. bir gün terkedil sonra. bir gün hor görül. bir gün bir kız çocuğunun hayalini kur. bir gün öldürsünler o kızı. canın yansın eylül.
bir gün canın çok yansın!


bir silah patladı kandere pasajının arkasında.
bir aşk can verdi, tam da yıllar önce doğduğu yerde.
bir kadın çığlık attı ağlayarak bir cesedin başında.
bir adam ölümüne sevdi.
ölümüne.

kar yağdı sonra.
asım aşık oldu.
kar yağdı.
asım hayal kurdu.
kar yağdı.
asım yalnız kaldı.
kar yağdı.
asım öldü.
kar yağdı.

bir kadın bir adamın sevgisini hiç haketmedi.
sonra yine kar yağdı.
kar hep yağdı.
kar bir cesedin üzerini kapattı.


http://www.youtube.com/watch?v=dTsGyP17Auw