30.4.14

kardiologlar da sever.



hayatın filmlerdeki gibi mutlu sonla bitmeyeceğini anladığın an bacakları gıcırdayan sandalyende geriye yaslanırsın.

evlilik aşkı öldürüyorsa kavuşmadan sonlanan aşklar ölümsüz müdür? ölümsüz olan şey nasıl sonlanır? kaç tabut birbirinin elini tutabilir?

umutsuzluğun ne demek olduğunu hastalığı nedeniyle gözleri günden güne, yavaş yavaş körleşen adam bilir.

gözlerinin içinde gülümseyen yansımanı görmediğin birine aşık olabilir misin? öyleyse, körler sağırlardan kaç gömlek ölüdür?

veda etmenin ne anlama geldiğini boynuna ilmiği geçirmeden önce kimlere mektup bırakacağını düşünen kadın bilir.

hayatımız boyunca uğruna ölebileceğimiz şeyler için yaşıyorsak, kuzeninin düğününde bir magandanın serseri kurşunuyla ölen adam 24 yıl boyunca çiftetelli için mi yaşamıştır?

kilo verip güzelleşmenin ne demek olduğunu ruhunun 21 gramını gökyüzüne salmış cesetler bilir.

sahip olduğun her şey senden iki buçuk asır önce yaşamış büyük adamlar ve büyük kadınlar tarafından belirlenmişse bana insanın özgür iradesinden bahsetmeyin.

hiçbir ideolojiyi ve sistemi kabul etmeyen bir anarşist, anarşizm ideolojisini ve sistemsizlik sistemini kabul ediyorsa kendi zihninde bir paradoksa hapsolmaz mı? "paradoks" gibi ulvi bir kelime türkçe'de "iki ucu boklu değnek" sözüyle açıklanmışken sahip olduklarımıza bunca fazla değer biçmek neden?

yok oluşlarında hüzün saklayan şairler bakkalın yanlış hesap yapıp fazladan verdiği para üstünü kurnazlıkla cebine atıyorsa insanlığın beyin ölümü gerçekleşmiştir.

beyin ölümü gerçekleşmiş bir çocuk ölümden 17 adım uzaktaysa eğer, kalbi her gün bir parça daha ölen insanlar mezar maratonunda finishi kaç kez geçmiştir?


http://www.youtube.com/watch?v=kL0ASfyPIuU

15.4.14

mecnun ve juliet.


bugün cumartesi. her cumartesi olduğu gibi yine geldi yanıma. yanındaki poşetten yeni papatyalar çıkardı. tap taze, demet demet. bıraktı yanıma. güzel kokuyorlardı, çok güzel kokuyorlardı. benim sevdiğim her şeyi benden daha iyi biliyor. çok seviyorum bunu.

oturdu biraz. konuşmadı. arada kaçamak bakışlar atıyor. farkediyorum, farketmiyorum zannediyor. o kadar tatlı oluyor ki böyle zamanlarda.

biraz daha oturdu. gözleri doldu uzaklara baktıkça. pakedini çıkardı, sigara yaktı. ifrit oluyorum yanıma geldiği her cumartesi bir paket sigara bitirmesine. her zaman ki gibi içli içli çekti dumanı içine. hep öyle içer. bitirdikten sonra yere attı izmariti. üzerine bastı. döndü, dikildi yine başıma. bir şeyler olmuş. okunuyor gözlerinden. üzgün bayağı. yani hep üzgün ama bugün daha bir üzgün sanki. ağaca yaslanıp oturdu yere. bi sigara daha yaktı. artık kızmama, içme dememe bile aldırış etmiyor. bir şeyler olmuş. belli.

 "işten kovuldum." dedi. bi duman daha aldı. sessiz kaldım ben. konuşmadım. anlatmasını bekledim.

"gitmiyordum üç gündür. e önceden olan olaylarda var. bi de geçen ay şu adını soran ibne ferhat'ı dövmüştüm ya, şikayetçi olmuş benden. ruh hastası demiş bana. fatma söyledi. ferhat patronla konuşurken duymuş. patrona, 'ilaç kullanıyor. delinin biri. bi isim sordum diye burnumu kırdı. rica ediyorum kovun. bu şartlar altında kimse çalışamaz.' demiş. patron da geldi bu sabah, 'çıkışını bildir, muhasebeden tazminatını al, terket burayı' dedi. siktir çekip çıktım."

sinir oldum. gül gibi işten de oldu. evlensek neyle bakacak acaba bana. yine de sevdiğin insan ne yaparsa yapsın suçlu bulamıyorsun onu. seviyorsun çünkü. saçmalığa bak.

pakedini yokladı, bitmiş sigarası.

"şuradan bi sigara alıp geleyim." dedi.

tam 15 dakika sonra gelebildi. market bulamamış.

"biliyo musun senden sonra hiçbir şeye tutunamadım ben. selim ışık halimi görse yazarlığı bırakır köye yerleşirdi."

"geçen ahmet'le meryem fotoğraf atmış facebook'a. balayından. parise gitmişler. eyfel kulesinin önünde çektirmişler fotoğrafı. amına koduğumun ahmet'i bile mutlu. hani şu insanları dolandırıp topladığı parayla kendi altına araba çeken ahmet. hem de nasıl mutlu. biz de seninle roma'ya gidecektik. hani kolezyumda fotoğrafımız olacaktı. sen çok seviyodun. hayal kurardın hep, 'kolezyum'un önünde öpsen beni, dünya dursa, biz bulutlara yükselsek.' demiştin hani bi gün. 'kolezyuma gerek mi var? seni öptüğüm yer cehennem olsa bana cennettir.' demiştim ben de. sarılmıştın sonra boynuma. içime çekmiştim kokunu. unutmadım ben hiç o günü. sen unuttun ama. nerede amına koyim fotoğraf? hani? kolezyummuş, hani kolezyum? kolezyum mu kaldı. balayı mı kaldı amına koyim.

çok küfür ediyor artık. ona olan sevgimi sınıyor resmen. aman. ne diyorum ben. saçmaladım. çok seviyorum onu. ne olmuş iki küfür ettiyse. haklı hem. ondan ediyor. üzgün, kırgın, kızgın.

"hani çok mutlu olacaktık? kızımız olacaktı sözde. yağmur koyacaktık adını. senin gibi sapsarı saçları olacaktı. benim gözlerimi alacaktı. hani nerede yağmur? nerede? ben oldum lan yağmur. ben oldum. canım acıyo amına koyim. nerede kızım yağmur? gülümsediğinde yanağında oluşan çizgiler nerede? bana bakınca parlayan gözlerin nerede, ne olur söyle, nerede?  niye aldın onları benden? rüzgarda dağılan o hüzünlü sarı saçların nerede? kokunu alıp neden gittin?”

gözlerini sildi. ben silmek istedim. olmadı, yapamadım. üzgünken başını omzuna koyup yattığın, korktuğun zaman  koştuğun o güçlü insan sarsıla sarsıla ağlar, için kanar. ağlamak istedim. olmadı, yapamadım.

"biliyor musun yedi sene olacak haftaya. beraber geçirdiğimiz yedinci yıl. yedi koca yıl."

yine gözlerini sildi. tebessüm etti. baktı bana, içine çeke çeke.

"çok özledim ben seni. neşet ertaş'tan zahidem türküsünü söylerdin hani. tek bana ama. sadece bana söylerdin. hatırladın mı? sesim çirkin derdin hep ama bence çok güzel söylerdin. sen zahidem'i söylediğinde intihar etmek isterdim ben hep. sesinden sonra hiçbir şey duymamak için. kulaklarımda kalan son ses senin ki olsun diye ölmek isterdim. söyler misin bana zahidem’i? bak neşet öldü biliyor musun? söylesene zahidem’i. neşet baba için söyle bari. ne olur söyle. allah hakkı için söyle. bi kere duyayım o sesini. son kez duyayım. ne olursun, son bir kere."

gözleri doldu tekrar. kör olmak istedim. sağır olmak istedim. yok olmak istedim. olamadım. zahidem'i söylemek istedim, son bi kez. olmadı, yapamadım.

ayağa kalktı. toparlandı. gidiyordu galiba. bir sigara daha çıkardı, yaktı.

"beylik parkı'nda oturuyorduk. 2007 yılı, temmuz akşamıydı. ilk ayımızın yıl dönümüydü. daha hiç öpmemiştim seni. hiç elini de tutmamıştım. sen yıldızları izliyordun, ben de seni. sonra, hani o kutsal an gelmişti. ben titreye titreye elimi elinin üzerine koymuştum. bana dönmüş, gözlerime bakmıştın. gülmüştün sonra. ‘yıldızları yanlış yerde arıyormuşum.' demiştin.
dudaklarım dudaklarınla buluştuğunda yüz göktaşı yüz yerinden çakıldı dünyaya. yüreğimde göktaşlarının parçalarından siluetin oluştu, kazındın içime.”

“o gün ilk kez 'meleğim' demiştim sana.
bir gün gerçek bir melek olabileceğini düşünmeden."

montunu çıkardı, toprağımın üzerine serdi yavaşça. elini mezar taşıma koydu. mermerin üzerini okşadı, saçlarımı okşar gibi.

"soğuk oluyor artık. kış geldi, bastırdı iyiden iyiye. üşüyorsundur sen şimdi. ama merak etme meleğim, yanına geliyorum bu gece. bir ilmik astım tavana, sağlam oldu. yanına geliyorum meleğim. öyle bir sarılacağım ki sana, hiç üşümeyeceksin artık. ölüme meydan okuyarak geliyorum meleğim. bir daha hiç ayrılmayacağız."


https://www.youtube.com/watch?v=xqV7jXJ8lOA