19.12.14
öldük.
hayattan kopmak ne demektir bilir misin ? bilmiyorsan da siktir et. anlatmayacağım zaten. ben hayattan koptum çünkü.
"1 tabanca"
bak ne güzel ironi yaptım az önce.
yani oldukça güzel bi ironiydi bence.
hayattan kopmak işte.
yazıya geçirmesi kolay, yaşaması zor bir durum.
hiçbir şeye güç yetiremeyecek duruma gelmek.
hiçbir şeyin peşinden doludizgin koşamamak.
anlatamamak.
ama bunlardan daha ağır olanı, ne kadar trajikomik olsa da bunları sorun etmemek.
böyle yaşamaya alışmak.
alışmak istediğinden mi yoksa alışmak zorunda kaldığından mı bilmiyorum.
öyle, oturduğun çocuk parkındaki bankta, dolunaylı bi gecede, 7 derece havada, salıncakları izlerken sigara üstüne sigara yakmak.
"14 mermi"
erken yaşlandım ben. durumun en kısa ve öz anlatımı bu.
teşhisi koydum.
"gözlerim ahmak gibi bakıyor artık, ben altı yaşımdayken yalnız kaldım." diyor bir adam bir şarkıda.
o hesap işte.
tam o hesap.
acı yaşta değil ruhtadır koçum. aklından çıkarma bunu.
"3 xanax"
ağlamak, üzüntüden kendini hırpalamak, bağırmak çağırmak. sana bir şey söyleyeyim mi, bunların hepsi hikaye. her gidişin bi dönüşü vardır çünkü. duvarı yumrukladıktan 15 dakika sonra kanayan eline pansuman yaparsın. bu yüzden acının kendini dağıtma evresi o kadar da sert değildir.
asıl sert olan duvarı yumrukladığında değil, duvarla konuşmaya başladığında gösterir kendini.
onun geri dönüşü yoktur işte.
o sınırı geçtikten sonra ne kadar istersen iste, geri dönemezsin.
"2 sevgili"
işin aslı ne biliyor musun ? hani; olaylara, durumlara dayalı acılar, kırgınlıklar geçiyor lan. şimdi çok klişe olacak ama zaman iyileştiriyor. iyileşmeyen yara, her şeye karşı tek kaldığında oluşuyor.
bi evden çok sıkıldın mesela. ne yaparsın ? başka eve taşınırsın.
bi şehir üstüne üstüne geliyor. ne yaparsın ? başka bi şehre yerleşirsin.
bi ülke seni nefes alamayacak duruma getiriyor. ne yaparsın ? uçağa biner, siktir olur gidersin.
benim sıkıntım dünyayla lan.
dünyayla.
ne yapacağım ?
ne yapabilirsin ?
marsa aşığız koçum. jüpiter'e. neptün'e.
karşımıza güneş çıktı, yaktı bizi.
alev aldık.
sönmüyoruz.
"1 serseri"
bu dünya çok kötü bi yer olum.
çok kötü bi yer.
hani demiştim ya en başta, hayattan kopmak ne demektir bilir misin diye.
ne yap biliyor musun,
kalk ayağa. üstüne o markalı, pahalı kazaklarından birisini giy. onun üstüne de kışın seni çok sıcak tutan kaliteli paltonu al. botlarını da unutma. su geçirmeyen, kalın botlarını. cüzdanını falan al. saçına başına bak biraz. parfümünü sık. çık dışarı.
tak kulaklıklarını. güzel bi şarkı aç. işlek caddelerden birine git.
sonra, köşebaşında yırtık montuna sarınmış, önündeki tartıyla bekleyen, yüzü kir içindeki çocuğu gör. git yanına.
gözlerinin içine bak o çocuğun.
alevi gör.
daha iyi bak, yangını gör.
yaklaş biraz, daha da derine bak, çok derine, cesetleri gör.
biraz geri çekil, yangına komple bak.
hayatı gör.
sonra biraz ilerle.
bi çocuk parkı göreceksin.
hava 7 derece, gökyüzüne bakarsan da dolunayı görürsün.
orada bi bank var. otur o banka.
gökyüzüne bak.
bi sigara yak sonra.
"amına koyim böyle dünyanın." de.
kop hayattan.
"2 cinayet"
"bizler tarihin ortanca çocuklarıyız." diyor bir adam bir filmde.
yanlış değil, eksik.
bizler tarihin kayıp çocuklarıyız.
kuytu köşelerde, sessiz sakin ayakta kalmaya çalıştık.
baktık ki olmadı, düştüğümüz yere darmadağın hayatlar bıraktık.
yeterince yanmıştık. yeterince kahrolmuştuk.
her şeyin güzel olacağına inanacak kadar ahmak olmamamız gerekirdi.
yeterince ölüm görmüştük oysa ki.
sonra mezarların başında otururken bi bayram sabahı, bir de baktık ki, ölmüşüz.
öldük.
"1 intihar"
http://www.youtube.com/watch?v=XEhmPwYEgzE
5.12.14
bosco.
bölüm bir
"oğlan kızı kaybeder."
tüm olanlardan sonra herkes hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etti. hatta bir zamanlar; "bir gün biz de mutlu olacağız, inan bana. ben hep yanında olacağım." diyenler bile.
ben ise bu konu üzerine pek bir şey söyleyemedim.
elimde sigara, yıldızları izledim.
işte bu yüzdendir ki, bana ihtiyaç duyan kimseyi geri çevirmiyorum. çünkü; sana yapılan yanlışı bir başkasına yapmak çok yanlıştır.
duygularımız getirdi bizi bu hale. ama "en ağır duygu ne" diye soracak olursan, cevabım kararsızlık olur. çünkü, kararsızlık duygusu insanı içten içe yiyip bitirme konusunda doktora yapmış bir duygudur. ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem, ne düşünsem. hayatlarımız belirsizlikler içinde darmadağın oldu lan. hayatlarımız değil aslında, hayatlarımızdan geriye kalan kırıntılar. sonuçta bir kedinin dokuzuncu canının yarısı kadar bile nefes alma isteği kalmadı içimizde.
ancak olaylar bu kadar çığrından çıkmışken, bizim elimizden sadece daha fazla ağrı kesici yutmak geliyor. e nabalım. biz de böyleyiz işte.
belli bir yol katettikten sonra insan en büyük kararsızlığı da, "kendimi öldürsem mi, öldürmesem mi acaba." diye düşünmeye başladığında yaşıyor. gerçi kendine böyle bir soru soracak raddeye geldiysen zaten duygusal bakımdan ölmüşsün. huzur içinde yat.
ben ne yaptım peki bu durum karşı ?
tüm bu yok oluş son hızıyla var olmaya devam ederken, bu dünyada tam olarak nasıl bir yer kapladığımı düşündüm ve tatmin edici bir sonuca ulaştım.
ben, uçurumdan aşağı yuvarlanan küçük bir çakıl taşıyım. hızım giderek artarken sadece kendime zarar veriyorum. bu şekilde bayır aşağı yuvarlanmak elbet kolay değil. bu yüzden bende kendime saklanabileceğim bir kovuk aradım.
bulamadım.
tutunamadım.
oğuz atay'a selam olsun.
peki, tüm bunların nedeni ne ?
neden gregor samsa gibi bir hamamböceği değilim de çakıl taşıyım ?
neden paraşütsüz atladım uçurumun derinliklerine ?
cevabı bilmek istiyorsan, gözlerini kaldır, yazının başına bak. bölüm bir'in başlığını oku.
okudun mu, güzel.
o halde şöyle yapalım.
bölüm iki.
"oğlan hayatını kaybeder."
http://www.youtube.com/watch?v=B-qQ7fDSJyg
Kaydol:
Yorumlar (Atom)