31.10.14

kağıt kesiği.



"hata ettin, seven hep kaybeder" dediklerinde bunun saçma olduğunu düşünmüştüm. dünyayı bilmeyen tüm ahmaklar gibi sevginin gücüne inanırdım. leon the professional hesabı. kimseyi, elindeki sigaranın bittiğini elin yanmaya başladığında anlayacak kadar sevmemek gerektiğini geç öğrendim bu yüzden. 3 sene önceydi işte. biliyorsun, gözlerinde kaybolduktan sonra seni kaybettim. bunun üzerine ara sokaklarda kendimi kaybettim. kayıplar içinde yaşamak cam kırıklarında yürümeye benzer. adım atmamış olan bilemez. canı yanmamış olan bilemez. kanamayan bilemez. 

neyse,
siktir edin.
zaten safinaz'ı da en çok kabasakal sevmişti.


https://www.youtube.com/watch?v=F9d164fwsSA

24.10.14

ismail'in darmaduman hikayesi.




ismail'in anka kuşlarına karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgisi vardı.

ilkokulda okumayıp sadece resimlerine göz gezdirdiği bir dergide görmüştü ilk kez bu sarı, turuncu ve kırmızıdan oluşan efsanevi kuşları. tüylerinin alevi mi yoksa başlarının üzerindeki ışıltılı perçemler mi çekmişti onu kendilerine bilmiyordu. tek bildiği şey anka kuşlarına karşı merak ve ürpertiye karışmış büyük bir sevgi duyduğuydu. bu yüzden de kalbinin yüz ölçümünün büyük bir bölümünü onlara ayırmıştı.

bir gün aynı fabrikada çalıştığı mesai arkadaşı salih sormuştu ona o güne kadar işittiği en tuhaf soruyu. "ulan ismail, dün bu senin bahsedip durduğun meret neymiş diye baktım internetten, senin anka kuşu dediğin hayvan dünyada hiç var olmamış. yani hiç ama. fosili bile yok. hiç de var olmayacakmış. hayali bi şeymiş lan onlar. hiç var olmayacak, hayali bir şeyi nasıl bu kadar sevebilirsin ?"

ismail, salih'in bu serzenişi üzerine gözlerini devirip; "hayallerini de gerçek olmayacaklar zaten diyerek yok oluşa teslim edersen nasıl dayanırsın bu gri dünyaya ?" demek istedi, ama diyemedi. bunun yerine "boşver salih" dedi.

öyle demesi gerekiyordu, çünkü; hayat afilli cümleler kurabilmek için fazla siyahtı.

ismail yıkık dökük gecekondusunda yaşlı annesiyle birlikte yaşardı. annesi, kocasının onu; "bu çocuk senin yüzünden gerizekalı doğdu. allah ikinizin de belasını versin. ne halin varsa gör şimdi onunla !" diyerek terkettiği gün geçirdiği felçten ötürü yatalaktı. hayatla kalmış tek bağlantıları yemek yemek ve tuvaletini altına yapmak olan, saçları kar beyaz bir anne. ismail annesini günde üç kez öperdi. birinci öpücüğü sabah uyanıp annesine kahvaltısını ettirdikten sonra işe gitmeden önce verirdi. geride kalan günlerin hatırası içindi bu. ikinci öpücüğü işten gelip annesinin altını temizledikten sonra verirdi. şimdi ki zamanın birlikteliği içindi bu da. üçüncü ve son öpücüğü ise gece uyumadan önce verirdi. bu son öpücük ise gelecekte bekleyen ayrılık içindi.


elbette ismail'in yüreğini bir tek anka kuşları işgal etmiyordu. herkesten, hatta salih'ten ve hatta annesinden bile sakladığı bir kadın vardı. ismail'in yüreğini anka kuşları kadar olmasa da bir miktar ilhak eden bu kadın ismail'in odasında yaşardı. ismail sabaha karşı herkes uyuduğunda ve sokaktan gelen tek ses sokak köpeklerinin havlamaları olmaya başladığında kadının gözlerine bakma cüretini gösterirdi. bu cüreti gösterebilmek oldukça güçtü, çünkü kadının gözleri gökyüzüyle yarışa girebilecek kadar maviydi. ismail'de gökyüzünü anımsayabilmek için bakardı o gözlere.

böyle olması gerekiyordu, çünkü ismail bir gecekonduda yaşıyordu ve gecekonduların pencerelerinden gökyüzünü görmek en az güneşi görmek kadar imkansızdı.


bir gün kuşekağıdın üzerine işlenmiş kadın ismail'e; "tamam anladık, senin beynin hasarlı. kafan çalışmıyor. ama bir postere aşık olmak ne demektir arkadaşım ? sence de çok saçma değil mi ? lütfen kendine gel artık." dedi. ismail bu soruyu gözlerini kapayıp, "sen bana gelmeden, ben kendime gelemem." diye yanıtlamak istedi. ancak bunun yerine "boşver zeynep" demekle yetindi.

öyle davranması gerekiyordu, çünkü; dünya herkese sevdiğiyle bir kafeteryada oturduğu anı düşünüp şiir yazma fırsatını tanımıyordu.


posterle aralarında geçen konuşmanın ertesi günü ismail eve ellerinde bir takvim ve bir büyük rakıyla geldi. aşık olduğu kadını, ilkokul üçüncü sınıf hayat bilgisi kitabının arasındaki saklı yerinden çıkardı ve rakıyı kadının gözlerine bakarak içmeye başladı. poster, "bana takvim ve rakı arasındaki bağı açıklar mısın lütfen allah'ın manyağı ?" dediğinde, ismail; "takvim senin geleceğin günleri saymaya, rakı ise gelmediğin günleri kurtarmaya." demek istedi. ama diyemedi.

böyle yapması gerekiyordu, çünkü; alkollüyken sevdiğinin gözlerine bakarak güzel cümleler kurmak şairlere mahsustu.


bir akşam ismail eve geldiğinde annesinin kapanmış gözleri ve artık atmayan kalbi karşıladı onu. annesinin bir daha nefes almayacağını anlayan ismail, usulca yatağa yaklaşıp annesinin yanağına üçüncü öpücüğü kondurduktan ve buruşmuş ellerine iki damla gözyaşı bıraktıktan sonra odasına gidip poster kadını aldı. evden çıkmadan önce annesine son bir kez bakıp evi terketti.


ismail çok önceden iki sokak arkadaki çöplüğe sakladığı litrelik benzini ve kibrit kutusunu yanına alarak, arka sokaktaki 5 katlı inşaata gitti. inşaatın merdivenlerinden çıkarken yanarak küllerden doğmanın nasıl bir şey olduğunu düşündü. zirveye ulaşınca ismail poster kadını cebinden çıkarıp eline aldı. zeynep'i 5. kattan aşağı bırakmadan önce bir çift mavi göze saklanmış olan gökyüzüne son kez baktı. posterin saçlarında ellerini son kez gezdirdikten sonra, "sana 'kimse seni benim kadar sevemez' diyen adamlar olacaktır. onlara benden bahset." dedi ve posteri aşağı bıraktı.

öyle yapması gerekiyordu, çünkü; her veda son bir cümleyi hak eder.


ismail her yerini benzine buladıktan sonra, artık batmakta olan güneşin turunculuğuna baktı uzun uzun. zaten tüm insanlar üzerlerinde sayılar yazan banknotlara odaklanmışken, ancak bir deli farkedebilirdi güneşin uzay boşluğuna bıraktığı gözyaşlarını.

ismail kibriti aleve verdikten sonra çalışmayan beyniyle son kez düşündü.
"anka kuşları." dedi.
"küllerinden tekrar doğabilmek için yanmak zorundalardır."


annesinin koluna girmiş ufak bir çocuk polis kordonunun arkasında tüm bu cümbüşe anlam vermeye çalışıyordu. annesi; "yatalak rukiye'nin oğlu deli ismail kendi canına kıyacakmış." haberini aldıktan sonra oğlunu da yanına alıp apar topar koşmuştu inşaata. bir kaç dakika sonra, toplanan insanlar alevler içindeki ismail'in 5. kattan süzülüşünü izlerken, küçük çocuk büyülenmiş gözleriyle; "anka kuşları." dedi. "gerçek olduklarını biliyordum."



https://www.youtube.com/watch?v=gGGWN2T-Nno



19.10.14

kim bilir ?



kim bilir biliyor musun ?

sonbahar'da çiçek açan ağaç bilir.

yavrularını kaybetmiş sokak köpeği bilir.

mezardaki babasının üzerine toprak atan çocuk bilir.

sevdiği başkasına sarılırken parmaklarını sigaralarla saran adam bilir.

uyuşturucu bağımlısı bilir.

ilaç içmeden uyuyamayan bilir.

duvarlarla konuşan bilir.

vazgeçen bilir.

ölen bilmez,
ölemeyen bilir.

giden bilmez,
geride kalan bilir.

ve tüm bunlardan ötürü;
ağlayan bilmez,
gözyaşlarını tutmak için yumruklarını sıkan bilir.


kimsenin hayalleriyle oynamayın.
hayalleriyle oynadıklarınız bir gün hayatınızla oynayabilir.

16.10.14

ruh hastalarına hitabe.



bu yazı baştan sona kadar nefret dökerek ve bolca küfür ederek yazılmıştır. "hasiktir lan oradan." şeklindeki cümlelerinizi şimdiden hazırlamanız tavsiye edilir.


merhaba.
adım mert.
16 yaşındayım.
16 yıla 46 yıllık hayat sığdırdım.
"ayın 19'unda intihar ediyorum" diyerek takvim işaretlediğim günler oldu. 
beynimdeki gürültüyü bastırmak için parmaklarımda sigara da söndürdüm.
tüm üzüntüleri hapsetmek için sol elimin serçe parmağını aylarca uzattığım da oldu.

son üç cümleden de anlayabileceğin üzere ruh hastasının biriyim. 
ama bu ruh hastası bir şeyler öğrendi.

bu hayatın ne boka derman olduğunu. 
dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu.
ve charles darwin'e inat insanların giderek orospu çocuğuna evrildiğini.

başlıyoruz okuyucu. hazırlan.

insana hep mutlu olması gerektiği söylendi. gerekirse mutlu olmak için birilerinin üstüne basıp yükselmesi gerektiği, türlü oyun, hile ve yanlışlarla herkesin hayallerini siktir edip kendini ön plana atması öğretildi.

ben bugün burada, bu ipsiz sapsız cümlelerle karşı çıkıyorum ulan bu dünyaya. alayına gidiyorum, kralına gidiyorum ulan. ve dönüp arkama bakmıyorum bile.

mutluluk önemli mi lan bu kadar ? insanın hayatı boyunca yapması gereken en önemli şey aynaya baktığında sırıtan bir yüz görmek mi ? evet diyorsan eğer, senin de amına koyayım. değil ulan değil. asıl güzellik senin kahkahalarında değil, oluşturduğun tebessümlerde saklıdır. kaç yüzü güldürebildiysen o kadar delikanlısın bu hayatta. kaç dilenciye cebindeki harçlığını verdiysen bir an bile "ya bana lazım olursa" diye düşünmeden, kaç sokak kedisinin başını okşadıysan bir an bile "ya elim kirlenirse" diye düşünmeden, o kadar adamsın. geri kalan herşeyinse tekrar ve tekrar amına koyayım. 

yetmedi mi lan ? dünyanın senin etrafında döndüğünü düşünerek geçirdiğin günler yetmedi mi ? artık biraz da olsa gör etrafını. biraz da olsa çevrendeki yaşamaya çalışan varlıkları gör. çünkü asıl mutluluk burada yatıyor. cebinde bir milyar ile bir gece kulübünden çıkmak seni bir skim yapmaz. ama bir liraya alıp bir sokak çocuğuna verdiğin simit çok şey yapar. 
farkına var artık lütfen.
farkına var ulan.

hem, neyin var ki kaybedecek ?
neyin kaldı ki ?
neyi kaybetmek korkusuyla hala bu kadar sıkı sıkıya sarılmışsın kendi dünyana.
eğer kaybedecek bir şeylerin varsa hala, burada işin yok zaten senin. burası sabaha karşı balkonda üşüyerek gizlice sigara içenlerin mekanı. tüm cümlelerim de onlar için.

"hiçbir şeyi kalmamış adamdan korkulur, oyun son bulur, kimse sana sordu mu ?" diyor bir adam bir şarkıda. tam bu iki cümle kadarsın işte lan. tam bu iki cümle kadarız.

düşün bi. tam şu an bu satırları okurken kafana göktaşı düşebilir. herhangi bir patlama olabilir ya da kalp krizi geçirebilirsin. ölebilirsin yani her an. herhangi bir saniye içinde tek laf bile edemeden can verebilirsin. gazetelerin üçüncü sayfalarındaki insanları düşün. her saniye onlardan biri olabilirsin.

e peki soruyorum şimdi sana. ölüme bu kadar yakınken nedendir hayatına bu denli sıkı sıkıya sarılman ?

neyin kaldı sanki ?
canından başka neyin kaldı ?
sana burada "anı yaşa dostum" gibi sikindirik tavsiyeler vermeyeceğim. ama farkına var lan. bi skim değiliz bu dünyada. gir internete nasa'nın çektiği fotoğraflara bak. dünya nokta kadar. onun içinde yaşayan bizler ise daha da ufağız. hayatlarımız bizden de ufak. karıncalardan bile küçüğüz ulan. bakterilerden, mikroplardan bile daha küçüğüz. bir skim değiliz ve bağırarak söylüyorum ki en büyük insan bile bir skim değil. kendimize hayali dünyalar yaratıp içlerinde yaşıyoruz, sonra gerçekler yüzümüze çarpınca apışıp kalıyoruz. bir şiirden, bir şarkıdan, bir sigaradan öte değiliz. işte tam da bu nedenlerden ötürü ölene kadar yaşayacak ve ölüp unutulacağız. öneme sahip olan tek şey ise toprağa karıştıktan sonra mezarının başında kaç insanın buruk tebessümler ve gözyaşlarıyla hatırlayacağı seni.

"çünkü ne kadar mutlu ettiysek o kadar yalnız kaldık" demiş cemal süreya.
yanlış değil, eksik.
biz ne kadar mutlu ettiysek o kadar insan olduk.

dediğim gibi, adım mert. 
ben bir filozof değilim. bir yazar değilim. bir skim değilim. aranızda yaşayan bir ruh hastasıyım. 
aynı senin gibi.
ama senden tek farkım dünyanın boynu büküklüğünün farkında olmam. ve seni de çağırıyorum buraya. 
gel lan. 
şu an ki halinden daha fazla mutsuz olamazsın zaten. 
en kötü neşet baba'dan bi türkü açar, birer sigara yakarız. 
ama içten içe, kimseyi yarı yolda bırakmadığımızı, kimsenin umutlarıyla oynamayıp hayallerini deşmediğimizi biliriz. 

mutsuz insanlarız.

ama bu kahpe gezegende yaşayan 7 milyar kahpe insandan daha fazla insanız. 


bağırın ulan biz daha ölmedik diye !


http://www.youtube.com/watch?v=9wfn83-n6Mw


7.10.14

merhaba ben yaşar.



merhaba ben yaşar. yaşımı bilmiyorum. boyumu da bilmiyorum. kilomu da bilmiyorum. zaten ben pek şey bilmem. sakallarım var. baya gürler. sigara kullanıyorum, alkol bi de. beni görenler evsiz diyor. arada yemek veren de oluyor. para veya.

dediğim gibi benim adım yaşar.
aynı o romanın ismi gibi hayatım.

"yaşar ne yaşar ne yaşamaz."

yalnız ben böyle söyledim diye beni kimsesiz sanmayın ha ! kızım var benim. ismi bile var hatta. kimseye söyleme ama bak. sır çünkü.

yağmur ismi.

benim bi kızım var.
17 yaşında.
yani kızım var, ama aslında yok. var ama yok yani.
17 yaşında.
saçlarının başak sarısı annesinden. gözlerinin okyanus mavisi de annesinden. ben çirkin bi insanım, o yüzden kızıma bırakacağım tek şey beşiktaş.
yani bırakabilecek olsam öyle yapardım.
ama kızım yok.
adı yağmur.
kendi yok.
karım var ama. hatta çok güzeldi karım. kızımda çok güzeldi. annesi gibi. başak sarısı ve okyanus mavisi. ama kızım yok. çünkü karım beni terketti.

ama karım niye terketti beni ?
sorman lazım.
sor.
beni dövdüler çünkü. çok fena dövdüler. ağlamadım. beni öldüresiye dövdüler ama öldüremediler. tebrik et beni. çünkü ölmeyi kendim başardım.

bana sopalarla vurdular, coplarla, demirlerle. tazyikli suyla ıslatıp dövdüler. su çok soğuktu. karımın gözleri sıcacık. su çok soğuk. iki kere boğuldum. bir kez karımın gözlerinde, bir kez de hücremin köşesinde.

osman'a elektrik verdiler.
öldü.
kafasından dumanlar çıktı.
bana da verdiler elektrik.
ölmedim.
elektrik kötü. can acıtıyor.
karım kadar değil ama.
karım beni terkettiği için kızım yok.
beni dövdüler çünkü.
çok kötü dövdüler.

kafama vurdular. koluma sonra. bacaklarıma. bacaklarımın arasına bi de. çok acıdı.
6 diş bıraktım o hücrede.
3 litre kan.
karımı çok özlüyorum. kızımı bi de.
beynimde iki kadın.
gözümde iki damla yaş.

bana o hücrede yaptıklarını ben anneme söyleyemedim. umarım bana işkence edenler annelerine yaptıklarını söyleyebilmiştir.

canım çok acıyor.

kızım öldü.
kızımı öldürdüler.
kızım kafamın içinde.
kızım beynimde.
kızım öldü.
yağmur öldü.
kızımı öldürdüler.
karım beni terketti.
çünkü ona bir evlat veremem.
çünkü beni dövdüler.
çünkü bacak arama vurdular.
canım çok acıdı.
elektrik verdiler.
canım çok acıdı.
kızım öldü.

şimdi şarap içiyorum. çünkü karım yok. karım olmadığından kızım da yok. 17 yaşında değil yağmur. yağmur yok. yağmur beynimde. kızım beynimde. beynimde bebek var.

ben yaşar.
ne yaşar ne yaşamaz olanından.
benden evladımı aldılar.
karım beni terketti.
beni çok dövdüler.
yağmur öldü.
ben ölemedim.
yağmur yağdı.
ben ölemedim.
kızım beynimde.
beynimde bebek var.
kızım öldü.
ben öldüm.



kimseler; evsiz yaşar abinin 80 darbesinde, adını bile bilmediği bir örgütün üyesi olmak suçundan tutuklandığını ve hücresindeki işkenceler sonucu kısır kaldığını bilemedi. kimseler; karısının, ismini yağmur koyacakları bir evladı olmayacağı için yaşar abiyi terkettiğini bilemedi.

evsiz yaşar dediler.

kimseler hikayesini bilmedi.


herkesin gözyaşının hikayesi farklıdır.
ama yağmurun altında,
tüm gözyaşları aynıdır.

hacı özkan'a, işkencelerde öldürülmüş tüm insanlara, işkencelerde ölemeyip, bir daha yaşayamamış adamlara.
ama onlardan da çok, bu kahpe düzene ve başta "beslemeyip de asan" herif olmak üzere, bu kahpe düzenin evladı olan tüm orospu çocuklarına armağanımdır.


selametle.