merhaba mualla. sana gitme demeyeceğim. kal da demeyeceğim. ben şair değilim mazur gör romantik konuşamam. zaten lavinia'nın da amına koyayım, özdemir asaf gibi adamı harcamış. insan düşünüyor da, çok kötü lan. seni, sana şiir yazabilecek kadar çok sevmişler ve sen hala hiçbir şeyi umursamadan sırtını dönüp gidebiliyorsun. ne kötü değil mi ? ne acımasızca. sen de çekip gittin mualla. sen de sırtını döndün, sen de umursamadın hiçbir şeyi. günler oldu, aylar oldu, yıllar oldu. gittin mualla. sen değil bir şiiri, iki virgülü bile hak etmedin de, ben yoluna yıldızları döktüm işte. bu da benim ayıbım olsun.
yine de keşke gitmeden önce bir silah dayasaydın kafama diye düşünmeden edemiyorum. namluyu dayasaydın alnıma. başımı çekmezdim ben. çekersem şerefim iki paralık olsun. başladığın işi yarım bırakmamış olurdun. böyle olmadı. hem de hiç olmadı. yakışmadı sana. ben senden sonra yarım kaldım be mualla. yarım kaldım ya hani, tek bir yarınım bile kalmadı. bölük pörçük hayattayım. belki ölmedim, belki toprağa girmedim ama artık yaşamıyorum da. kaldım öyle bir çocuk parkında gözlerimde martı hüznüyle. ben sana şiir yazamadım mualla, özdemir asaf gibi olamadım, affet. ben sana şiir yazamadım ama sen benim alın yazımdın be kızım.
seninle beraber bizim çatıda taklacı güvercinler besliyorduk hatırlıyor musun ? bir filmden etkilenip almıştık hani. "güvercin sevgi demektir." derdin. "aşk demektir." saldım onları mualla. gökyüzünün kollarına saldım. sen gittin gideli takla da atmıyorlardı zaten. takla atmayan taklacı güvercin mi olur, bu ne saçma iş ? ama biliyorum, sen gitmesen onlar da bırakmazdı takla atmayı. sen gitmesen günde 50, hatta 100 takla atarlardı. hatta biraz zorlasan ben bile takla atabilirdim. gitmeseydin tabi. burada olsaydın.
yine de özlemedim desem yalan olur. kim bilir neredeler şimdi. belki göç falan etmişlerdir. gerçi bilmiyorum güvercinler göç eder mi. bazen insanlar da göç ediyor kuşlar gibi. mesela sen ettin. daha sıcak iklimlere gittin belki de yaşayabilmek için. ben senin için fazla mı soğuktum mualla ? eğer öyleyse, korkarım ki bir daha geri dönmeyeceksin. senden sonra ben buz tuttum çünkü.
yine de özlemedim desem yalan olur. kim bilir neredeler şimdi. belki göç falan etmişlerdir. gerçi bilmiyorum güvercinler göç eder mi. bazen insanlar da göç ediyor kuşlar gibi. mesela sen ettin. daha sıcak iklimlere gittin belki de yaşayabilmek için. ben senin için fazla mı soğuktum mualla ? eğer öyleyse, korkarım ki bir daha geri dönmeyeceksin. senden sonra ben buz tuttum çünkü.
güvercinler öldüyse üzülürüm ama ha. onlar yaşasın bari. ikimizi anlatan, bir zamanlar ikimiz diye bir şey olduğunu anımsatan sadece onlar kaldı. neredeler acaba, ne yapıyorlar. hangi evin balkonuna yuva yaptılar, kimin kafasına sıçıyorlar. merak ediyorum ne haldeler mualla. seni de merak ediyorum. neredesin, ne yapıyorsun. kimin gönlünde yer ettin, kimin alın yazısı oldun. kime armağan ettin o gülüşünü.
takvimler duman altı geceleri işaret ediyor, saat yine efkara çeyrek var. sen yoksun mualla.
yokluğunda neşet ertaş'a sığındım. insanın sığınabilecek bir şeylere sahip olması çok güzel bir şey. kar yağınca başını sokabileceğin bir evinin olması gibi. korktuğunda kaçıp arkasına saklanabileceğin bir anne gibi. seni çok özledim mualla. ama gözlerini senden de çok özledim. aynı anda hem boğulur hem özgür kalırdım ben senin gözlerinde. belki sana değil sadece gözlerine aşığımdır. mümkün mü böyle bir şey ? mümkün değilse bile bir gün mümkün olabilir. sen gittin ya, artık her şey mümkün olabilir.
sahile iniyorum bu aralar çokça, denize bakıyorum. boğulmak istiyorum da, özgürleşemem diye korkuyorum. ayağıma taş bağlayıp denize atlasam özgürleşir miyim mualla ? kaç saniyede ölürüm ki ? hani seninle nefes tutma yarışı yapardık. bir buçuk dakika dayanırdım ben. şaşırırdın sen, biraz da korkardın. "yapma boğulacaksın." derdin. ben de "ölmem be kızım, korkma." der gülerdim. sahiden de ölemezmiş insan kendi nefesini tutarak. vücut refleks oluştururmuş, sen istemesen de nefes alırmışsın. alarm verirmiş beynin, ölmeni engellermiş. sen kaç dakika da gittin mualla ? ben nefesimi tutuyor muydum sen giderken ? beynim neden alarm vermedi ? nefes alamıyorum be mualla. ben artık bu kodumun dünyasında nefes bile alamıyorum.
senden sonra hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. kısa marlboro'yu da bozdular, sırf eskiye hürmeten içiyorum. anlamıyorum mualla, hiç anlamıyorum. ben "yıllardır içiyorum, ayıp olur." diye marlboro'yu bile terkedemezken, sen yıllara meydan okuyup beni terketmeyi nasıl başardın ? anlamıyorum. hiçbir bok anlamıyorum. herhangi bir şeyin düzeleceğine de inanmıyorum. dünyaya inanmıyorum. öbür dünyaya da inanmıyorum. kendime de inanmıyorum. sana da inanmıyorum. ben senden sonra bu anasını siktiğimin dünyasında hiçbir şeye inanamıyorum.
ben çok şey bilmem, bilirsin. kendi halimde olmuşumdur hayatım boyunca. ama benim bildiğime göre iyi biri olursan mutlu da olmaz mısın ? iyi biri olursan mualla, mutlu olmayı hak etmez misin ? adalet yok mudur ki, mutlu ettiği kadar mutlu olması gerekmez mi insanın ? niye böyle oldu. kimin ahını aldım da acısını seninle verdiler. belki de kötü olan sadece sendin. belki de ben senden daha fazlasını hak ettim. ama ben hak ettiğimi istemedim ki be kızım. ben sadece seni istedim de yüreğin benle dolmadı.
ben çok şey bilmem mualla, bilirsin. kendi halimin amına koydum. ama benim bildiğime göre onur, gurur insandan da, insanın hayatından da daha önemlidir. o yüzden sen döndüğünde arkanı, sen başladığında yürümeye, yapma diyemedim. gurur yaptım, gitme diyemedim. yakışmazdı, geri dön diyemedim.
bir bok bilmiyorum ben mualla. dünya öyle bir yer oldu ki, insanların öyle cılkı çıktı ki ben artık ne diyeyim, ne düşüneyim bilmiyorum. ama bildiğim tek bir şey varsa o da şudur ki; ben seni çok sevdim be kızım.
çok sevdim.
ah be mualla.
ah be gönlümdeki varoş mahallenin en havalı kızı.
ah be mühür gözlüm.
ah be katilim.
ah be cinayetim.
ah be yürek sızım.
ben seni çok sevdim.
ben seni her şeyden çok sevdim.
neredesin mualla ?
https://www.youtube.com/watch?v=nuIQNN94MQI