merhaba mualla.
bugün benim doğum günüm.
nasılsın?
mualla biliyor musun, ben artık yirmi yaşındayım.
yirmi.
hiç tahmin eder miydin bugünün geleceğini?
hiç tahmin eder miydin bir gün yirmi yaşına gireceğimi?
ben tahmin etmezdim.
edemezdim.
mualla biliyor musun bugün benim doğum günüm.
mualla biliyor musun ben bugün yirmi yaşına girdim.
halen kanıksayabilmiş değilim bu sayıyı.
halen sindirebilmiş değilim yirmi yaşına girmiş olduğum gerçeğini.
mualla bugün benim doğum günüm.
mualla ben büyüdüm artık.
büyümek denilen şey en basit haliyle, bazı şeyleri ne yaparsan yap değiştiremeyeceğin gerçeğini kabullenmen demek herhalde. aynı dakikaya yüz farklı kez dönüp, o dakikayı bin farklı kez yaşasan da, bin farklı şehri yüz farklı kez yürüsen de değişmiyor bazı gerçekler. değişmiyor. değiştirilemiyor. o ayakta kalmak gereksinimini yitirdiğin gün hiçbir şey aynı kalamıyor mualla. anladım artık bunu. şaşıracaksın ama boyun eğmemek çok uzak bir fiil bana artık. inanmayacaksın ama artık kabullenebiliyorum. artık burnumun dikine gitmek yerine gözlerimi kaçırabiliyorum. böyle olacağını düşünmemiştim. hiç aklıma gelmemişti. hayatı sadece karanlık ve sadece aydınlık olarak görüyordum. iyiler ve kötüler. doğrular ve yanlışlar. kanı akanlar ve kanı akmayanlar. hep ya seninle birlikte sonsuza kadar mutlu yaşayacağımı ya da sensiz bir hayatın ipini çekeceğimi düşünürdüm. tüm samimiyetimle inanırdım buna. iki yol vardı çünkü önümde. iki seçenek. biri olmazsa diğeri olacaktı. bu kesindi. başka bir opsiyon yoktu. olamazdı. öyle de olması gerekirdi.
olmadı.
kendimi ait hissetmediğim, benim olmayan bir hayatı, kendimi ait hissetmediğim, onların olmadığım insanlarla yaşıyorum. "depersonalizasyon" diyorlar buna psikiyatri lisanında. hegel ise "yabancılaşma" diyor. ben de kendimce "dünyanın orospu çocukluğu" diyorum aslında. ama o başka konu.
güldün mü mualla?
gül lütfen.
bugün benim doğum günüm.
aidiyetim iki dudağının tebessüme varmasında saklı.
benim aidiyetim sensin.
gül mualla.
duruldum artık bu arada. büyüdüm çünkü. yirmi yaşında koca bir adamım ben artık. öyle eskisi gibi öfke krizleri yok. dakikalar içinde kafasında elli cinayet işleyen çocuk uzaklarda kaldı. mualla biliyor musun, ben durulursam sakinleşirim sandım. ben sakinleşirsem iyileşirim sandım. ben iyileşirsem geçer sandım. insanlara olan uzaklığım büyüdükçe, o uzaklaştığım insanlara gitgide daha çok benzediğimi gördüm. aynaya baktığımda herkesleştiğimi izledim. ben sanırım artık bir başkasıyım mualla. artık renkler daha soluk. artık her koku birbirini andırıyor. artık her surat silik, her sokak köpeği başka birine benziyor.
böyle olacağını hiç düşünmezdim. ben, hiçbir zaman ellerini tutamayacağım gerçeğini kabullendiğim an tüm hislerim kendini karanlığa atar, kinim silahlanır, öfkem kan kokar sanardım. çünkü ya ölümüne sevecek ya da öldüresiye nefret edecektim. benden ne daha azı ne de daha fazlası beklenirdi değil mi? o pasajın çıkışındaki en boktan evin basamaklarında başını omzuna koyduğun çocuğun başlangıcı ve sonu yoktu. olamazdı. o asi çocuk kabullenmezdi, rest çekerdi, düştüyse kalkardı.
çünkü mert çıkmaz sokaktı.
öyle olmadı mualla.
olmadı.
her şeye karşı daha kırmızı bir şekilde öfke dolarım sanarken, her şeye karşı daha grileştim. artık hiçbir şey hissetmiyorum mualla ve emin ol bu her şeyden daha çok yaralıyor. artık şarkılar daha az acıtıyor. kuşlar hep aynı oktavdan ötüyor. tüm mezarlıklar birbirine benziyor. tüm ölülerin hep arkası dönük. tüm kitaplar, tüm bakışlar, tüm yollar, tüm ağaçlar, tüm silah sesleri, tüm uyuya kalışlar.
bugün benim doğum günüm.
bugün ben yirmi yaşındayım.
bazen bazı kapılar kapanmıyor.
bazen bazı şeylerin geri dönüşü olmuyor.
bazen bazı şeylerin geri dönüşü yok mualla.
şimdi dönüp bakınca o ilkokulun arka bahçesinin en köhne bankında oturan çocuğun yüzüne, görüyorum ki göz altlarında dünyayı beslerken ne güzel de kin besliyormuş tüm yaşayamadıklarına. ne güzel de öfke doluymuş ciğerleri. ne güzel de haykırıyormuş tüm hayal kırıklıklarını. katlanamadığı bir gerçekliğe katlanmaya, duvarlardan aynı sesi tekrar ve tekrar duymamaya, sabaha karşı dişlerini sıkmamaya, tüm yaşanılanları yutkunmaya çalışırken ve severken mualla.
çok ama çok severken,
ne güzel de tarumar olmuş o çocuk.
çocuk bu ne hal?
ne oldu sana?
nerenden girdi bıçak?
çocuk neden gözlerin kapalı?
çocuk neden o bankta ismin bir başka ismin yanına kazılı?
çocuk kalk ayağa.
sen bugün yirmi yaşındasın.
ne güzel de anlamıyordun beni mualla.
ne güzel de söylediklerimle senin aklından geçenler çok başkaydı ve ne güzel de hiç sorun değildi bu benim için.
ne güzel de güzeldin.
çok güzeldin.
hani koşan atlar düşen atları hatırlatır ya bazen.
hani yağmurlar yağar yağar durur.
hani güneş daha batmamıştır ama ay görünüyordur.
ben daha hiçbir şeyin farkına varmamışken çıkmıştın yoluma ve her şeyin farkına vardığımı zannetmiştim. sonra her şeyin üzerinden zaman geçmişti ve tek bir farkın ayırdına varamamış olduğumu farketmiştim. kapasitemin altında bir hayatı yutkunmaya çalışırken çıkmıştın karşıma ve artık sınırlarım kalktı zannetmiştim. oysa tasmamı sonradan boynuma yapıştırmak şartıyla biraz uzun tutmuşlardı, anlamamıştım. sonra bir vakit gelmişti ve bazı şeyler sana göre olması gerektiği gibi olmuştu. birileri 'yürü' demişti bana ve yürümüştüm ben. birileri 'koş' demişti ve koşmuştum mualla. 'olmaz, kaç' demişlerdi sonra ve ben de kaçmıştım.
yürüyorsun ama gidemiyorsun.
koşuyorsun ama uzaklaşamıyorsun.
kaçıyorsun ama hep başladığın yere dönüyorsun.
beynin sana 'şimdi anladın mı?' diyor.
köprü altlarından çıkmakla enkaz altından çıkılmıyor.
acı geçiyor ama acı çekmiş olmak geçmiyor.
anlıyorsun.
ben bugün yirmi yaşındayım mualla.
yedisi senin.
üçte birden biraz daha fazla.
mualla ben bugün tam yirmi yaşındayım.
yirmi mualla.
tüm güneşler aynı batıyor. tüm çocuklar aynı gülüyor. tüm çiçekler aynı kokuyor. tüm hayal kırıklıkları hep beyaz. koca bir adam oldum ben. seni sevmiş olmak beni özel kılmalıydı. ama bugün artık her şey daha birbirinin aynısı. içimde öyle bir boşluk bıraktın ki, o boşluğu doldurmak peşinde büyüdüm.
ben bugün yirmi yaşındayım.
içimde öyle bir boşluk bıraktın ki, o boşluk ben oldum.
ben bugün büyüdüm mualla.
kaldır kafanı psikopat çocuk
gözlerinde martı hüznü
sen gri deniz
kaldır kafanı psikopat çocuk
yüzünde gülümseyen bir yok oluş
yok artık
sen de herkes gibi
çocuk
sen de herkes gibi
artık sadece
bir siluetsin.
bugün benim doğum günüm.
ben artık yirmi yaşındayım.
ben artık büyüdüm.
ben artık,
artık,
"eski savaşçılar vesair,
geçmiyor bulutlardan"
kesişenevren bitti.
elveda.
https://www.youtube.com/watch?v=tTvT5kxb6pI
28.4.18
mert.