17.1.14

Nefes.


Daha ne kadar gidebilirim ?

Daha ne kadar ilerleyebilirim ?

Daha ne kadar dayanabilirim ?


İnsan umutsuzluğa kapılır bazen. Hani; öbür gün anal bölgenle türlü fantezilerde bulunacak bir matematik sınavı vardır. Konular baştan sona, sorular kazıktan yarrağa doğru ilerlemektedir. Bilmem kaç yüz tane soru tipi vardır ve adam gibi bir puan almazsan kalacaksındır. Sense o güne kadar kitap açmamış, anca sınavdan önceki gün ders çalışmaya oturmuşsundur. Çünkü malsındır.

Açarsın kitabı, "bu ne lan" serzenişleriyle kitaba boş boş göz atmaya başlarsın. Hafiften bir korku baş gösterir sende. Çünkü; konular hakkında en ufak bir bilgin, soruların çözümleri hakkında en ufak bir fikrin yoktur. Yavaş yavaş başlar sıçış. Sınavdan ve dersten kalacağını biliyorsundur. Düzeltemeyeceğin bir an da girer kafana. "Babama nasıl söyleyecem lan kaldığımı ?!" dersin. Aklına bin bir türlü kötü olasılık gelir. Orada küçük, mavi masanda; elinde yeşil, bir buçuk milyonluk faber-castell kaleminle kara kara düşünmeye başlarsın.

Sikimsonik bir matematik sınavı senin duygusal hezeyana uğramana sebep olur.

Umutsuzluk denilen illetle tanışırsın.

Ha, anlamaya başladın galiba yavaştan. O his vardır ya hani lan. Tanımlayamazsın hani. Bi kendine söversin, bi arkadaşlarına. Bi öğretmenlere söversin, bir ailene. Kendin hariç herkesi haksız çıkarmaya çalışırsın. Ama içten içe bilirsin ki tek haksız sensin. Tek suçlu sensin.

Kafa öyle bir dolar ki bir sikim yapmak istemezsin.
Karanlığa boğulur için.
Matematiğin amına koyim dersin.

Ama bir süre geçer ve çıkarsın o karanlıktan. Umutsuzluktan kurtulursun.
Hani senin o biraz misafir olup kurtulduğun karanlık var ya, işte o karanlıkta yaşıyorum ben.
O umutsuzlukla büyüyorum.


Şimdi kapat gözlerini; bir uçuruma düştüğünü hayal et. Öyle bi uçurum ki derinliği fizana gidiyor amına koyim. Sonra en dipte kalırsın biraz. Hayıflanırsın, nasıl kurtulacağını düşünürsün. Bağırırsın. Yardım istersin insanlardan. Görürler aslında seni. Ama o koduğum insanlarından hiçbiri yardım etmez. Heh. Ettin di mi hayal ? Ben o çukurdayım işte.

Uzun süre kalırsın o zihninin çukurunda. Tıkılı kalırsın, çıkamazsın. Kurtulamazsın bi türlü amına koyim. Buna rağmen yaşamaya devam edersin. Ölemezsin de. Öyle çukuru sikeyim.

Ama sonra ne olur biliyor musun ?

Bilmiyorsun tabi amına koyim.

Sonra bu evrenin varoluşundan beri asla durmayan şey girer işin içine.

Zaman.


Alışırsın okuyucum. Her boka alıştığın gibi kendi karanlığına hapsoluşuna da alışırsın.

Her boku kabul ettiğin gibi bu kodumun dünyasında; yalnızlığı, her insanın kendi bacağından asıldığını kabul edersin.

O karanlıktan çıkmaya çalışmayı, çıkmak için bir umut beslemeyi bırakırsın. Mutlu olmak istemeyi de. O çukuru evin sayarsın. Kendi içinde, kendi zihninde yaşamaya başlarsın. İnsanlardan tamamen koparsın. İnsanların hayatın hakkında ne düşündüğü gram sikinde olmaz. İnsanların neler yaptığı, neler hissettiği umurunun ucuna bile dokunmaz.

Öyle sikko bir adam olursun.

Kalabalık ortamlar, arkadaşlar, muhabbetler boğar seni. Kuytulara kaçmaya başlarsın.

Köşelerden yürüyen adamlar vardır ya lan hani. Kafası ayaklarına bakarak yürüyen. Elleri ceplerinde, sessiz sessiz kenarlardan, insanlardan kaçarak ilerleyen adamlar. Onlardan olursun işte.


Yükseklere gitmek istersin moruk. Çok yükseklere. Kimsenin seni göremeyeceği, kimsenin seni duyamayacağı yerlere gitmek istersin. İroninin trajikomikliğine bakar mısın amına koyim. Senin bu hale gelme sebebin de insanların seni görmemesi, duymamasıdır zaten. Öyle bir tutunmuşlar ki hayatlarına. Hırslarına öyle bir tutunmuşlar ki sanki hiç ölmeyecekler. Sanki hayatları hiç bitmeyecek, uğruna her şeyi yapabilecekleri ve yaptıkları parayı kefenin ceplerine koyabilecekler.

Kaçmak istersin olum. Dağlara gitmek istersin.


Hala anlatamadıysam derdimi bi hatırayla deneyeyim bir de. Ben 10 yaşlarında falanken annem evin boya badana olacağını söylemişti. Bende annemin bi ton laf yapmasına rağmen evden dışarı çıkmamıştım. Boyacı herif geldi başladı işine. Koltukları falan topladılar salonun ortasına. Üstlerine de boya damlamasın diye naylon örtü serdiler.
Benim de canım sıkılıyordu. Girdim koltukların arasına, sanki ben Daedalus'um orası da labirentim amına koyim. O şekil davranıyorum. Bu koltukların arasına yerleştim iyice. Daracık yer anasını satayım. Duruyorum orada. Eğlence işte. Kafaya bakar mısın. Girdiğim deliği de koltukları çeke çeke kapadım. Boşluklara da yastık falan teptim. Oldu orası bana kodes. Tepesi de naylon örtüyle kaplı zaten, hepten mahpus takılıyorum. Ama zeka seviyem çok ileri olduğundan oksijen sorununu unutmuşum. 2-3 dakika geçti ben boğuluyorum amk. Zaten ortam havasız ve daracık. Üstümde örtü. Gebericem orada. Tarihte de en gerizekalıca ölen adam olarak kayda geçicem. Bayağı bayağı korktum, bağrıyorum boyacı gelsin çıkarsın beni oradan diye. Diğer odalardan birinde bu piç. Duymuyor beni. Debelendim biraz. Sonra kafa çalıştı naylonu yırtmayı akıl ettim. Amma süper fikir amk. Yırttım tepemdeki naylonları, çıkardım kafayı. Öyle bir nefes alıyorum ki sanki tüm oksijen benim.

Klostrofobi dar, kapalı alan korkusudur. Ben dar, kapalı, havasız ortamlarda sorun yaşardım, nefes alamazdım. Hiç açık ve güneşli havada nefessiz kaldığım olmamıştı.

Ama işte sevgili sayın amına koduğum okuyucum.

O da olur.

Açık, güneşli havada nefes alamazsın. Boğulursun. Sokakta klostrofobi yaşarsın.

Zaman mefhumunu kaybedersin. Bu öğlen uykusundan uyanıp "anaa akşam olmuş lan" demek değil. Saatleri günleri karıştırmayı bırakırsın çünkü. Yılları karıştırırsın. Var mı ilerisi amına koyim ?

Hep eskiyi özlersin. Bitmiş olanı, geri gelmeyecek olanı. Öyle istersin ki, şartlanırsın geçmişe. Su gibi, yemek gibi şartlanırsın.

Ama gelmez tabi geçmiş geri.
Yavaşça ölürsün.

Sana bunları niçin anlatıyorum ? Bilmiyorum. Sadece bir şeyleri söylemek istiyorum. Bağırmak istiyorum. Hissettiklerimi, düşündüklerimi yazmadan, bir şeylere çıkarmadan, kusmadan olmuyor. İçimi yakıyor, eritiyor. Olmuyor amına koyim. Yazmadan olmuyor.

Hem ben biliyorum ki; amaçsız bir şekilde bu yazıya denk gelen bir insan da kendini bulacak bu yazıda. Hissettiklerini, karanlığını, umutsuzluğunu, gözyaşlarını ve tebessümlerini bulacak.

Hayatını bulacak.
Ağlayacak.
Ağlayacak.


1 yorum: