16.11.13

Çakıl taşı.

Hava soğuktu. Bunu çevresindeki insanların montlara gömülmüş olmasından anlayabiliyordu. Kafalarındaki bereler kulaklarını koruyordu. Atkıları boyunlarını, kalın çizmeleri ayaklarını. Soğuğun vücutlarına değmesine karşı her önlemi almışlardı. Peki ya kalplerini kim koruyacaktı ? Hangi yün, hangi kumaş, hangi kıyafet koruyabilecekti kararan yüreklerini ?

Kapüşonu gözlerinin az üzerindeydi. Zaten uzun süredir yere bakarak yürüdüğünden önünde ne olduğunu görmek gibi bir ihtiyacı kalmamıştı. Yüzüne çarpan rüzgar hala yaşıyor olduğunu hatırlamasını sağlıyordu. Kulaklarından beynine gitmesi gerekirken daha aşağılara, kalbine temas eden şarkıların sözlerini de takip etmeyi bırakmıştı. Bu aralar pek çok şeye dikkat etmiyordu zaten.

Yola devam ederken taşlık bir araziye girdi. Yerde dikkatini çeken çakıl taşları ona bir şey hatırlatıyordu. Küçükken; henüz masumken, okulundan evine giden yoldaki taşlık bölgeyi anımsadı. Her akşam, oradan kendine bir taş seçer, eve gidene kadar tekmelerdi. Bu işi o kadar uzun süre yapmıştı ki artık çocukça bir eğlence olmaktan çıkmış, devlet sorunlarıyla uğraşan bir siyasetçi edasıyla tekmelemeye başlamıştı taşları. Bu anıyı unutacak kadar büyümemişti fakat bunu yaparken ne kadar mutlu olduğunu unutacak kadar yaşı ilerlemişti. Arazide ilerlemeye devam etti. Kaldırıma metreler kala, içinden gelen bir dürtüyle üzerinde çıkıntılar olan küçük bir taşa tekme savurdu. Taş kaldırıma doğru taklalar atarak gitti ve durdu. O an bir sıcaklık kapladı içini. Eskinin masumiyeti bir ilkbahar meltemi gibi okşadı ellerini. Taşa doğru yürüdü, bir tekme daha attı. Ve daha sonra bir tekme daha, bir tekme daha..

9 yaşındaki sade tebessüm vardı yüzünde. 9 yaşındaki parlak masumiyet. Üstelik küçücük bir taş vermişti ona bu hissi. Üzeri çıkıntılı, minik bir taş. Taşa attığı yamuk bir tekme onun kaldırımdan yola yuvarlanmasına neden oldu. Karşıdan gelen arabayı gördü ve tüm heyecanı silindi. Bir anda yola atlayarak taşı kenara çekti. Araba geçti ve derin bir nefes aldı. Taşa daha yumuşak vurmaya başladı. Büyük bir özenle ilerletti onu. Zarar görmesine izin vermeyecekti.
 
Omuzları çökmüş, yüzündeki derin çizgilerden yaşadıkları okunan umutsuz adam yoktu bir an için. Bir an için bir çakıl taşının peşine takılmış, onu nedensiz tekmeleyen mutlu bir çocuk olmuştu.

En önemlisi de "bir anlığına tekrar çocuk olmuştu".

Küçükken çocukluktan ne kadar nefret ettiğini hatırladı. Bir an önce büyümek isteyişini.

Acı bir tebessüm yayıldı yüzüne.

Bu garip ilerleyişte çakıl taşı deliklere düşmekten kurtuldu. Birçok arabanın altından kaçtı, birçok tehlikeye girdi. Ancak hepsini aşıp bir şekilde yoluna devam etti. Tüm bunlara rağmen durmadı, ilerledi. İlerledi..

Bir anlık düşüncesizlikle vurulan sert bir tekme çakıl taşının hızla anayolun ortasına gitmesine neden oldu. Birkaç metre öteden gelen kamyon hiç de duracak gibi görünmüyordu.
Adam kamyonun geniş, ağır tekerleklerinin çakıl taşının üzerinden geçişini izledi. Yapabilecek hiçbir şeyi yoktu. Donuk, şaşkın, yıkılmış bakışlarla izledi kamyonun gidişini. Taşın yanına koştuğunda minik çakıl taşının ortadan ikiye ayrılmış olduğunu gördü.

Ağlamak istedi. Kendini yerlere vurarak ağlamak.

O sadece bir çakıl taşı değildi. Çocukluktan kalan saçma bir oyun değildi.
O çakıl taşı hayatını simgeliyordu.

Umutla, mutlulukla başlanmıştı yuvarlanmaya. Zaman geçtikçe büyük tehlikeler yaşamıştı. Hayallerini ezecek arabalardan kurtulmuştu, neşesini yutacak deliklerden kaçmıştı. Bir şekilde zorluklara göğüs germiş ve ilerlemişti. Her şeye rağmen yürümüştü. Devam etmişti ve en sonunda karşısına, karşısında hiçbir şey yapamayacağı kadar büyük bir engel çıkmıştı. Hayatında taşıdığı tüm umutları, sevinçleri, duyguları, düşünceleri ezilmişti tekerlekler altında.

Hayat buydu.
Ne olursa olsun yok olmaya mahkumdu.
Sebepsiz yere acı çekmekti.
 
Nereye gittiğini hatırlayamadı hiç. Nereden geldiğini de. Neden duraksadığını anlayamadı. Neden anlayamadığını da. Bakışları yere odaklandı. Kurumuş dudaklarının arasına bir sigara koydu. Alevledi tütününü. Yürümeye başladı.
 
Omuzları çökmüş, kapüşonlu bir adam kaldırımda ilerledi. Yüzündeki derin çizgilerden yaşadıkları okunuyordu.

Hava soğuktu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder