26.5.14

sismograf.



hayatındaki tüm olayları sol elinin serçe parmağının tırnağına bağlayan bir adam tanımıştım. çocukken kendini bir şekilde tüm kötülükleri tırnağına hapsedebileceğine inandırmış. bu yüzden tırnağını uzatırsa iyi şansın hep yanında olacağını düşünüyordu. on ayak; dokuz el tırnağı, dibinden kesilmiş haldeyken sol elinin serçe parmağının tırnağı bir direnişin sembolü gibi ayakta duruyordu. ama bu adam iki ayda bir kesiyordu o tırnağını da. "iyi şansın kaybolacak ama" dediğimde; "her insanın hayatını zaman zaman boka batırmaya ihtiyacı vardır." dedi. "yoksa kazandığımız mutlulukların farkına varamayız."

adam, 3 yıllık nişanlısının onu terkedip başka biriyle italya'ya kaçtığını öğrendiği günün gecesi sol serçe parmağını kökünden kesti. parmağını acilde diktirmesinin üzerinden iki buçuk ay geçti, babası öldü. o da sol elini bir satırla bileğinden kopardı.


o adam bu törpüyle delirdi.


hayatındaki tüm sevinçleri beşiktaş'a bağlayan genç bir erkek tanımıştım. çocuk sayılacak yaşlardan beri deplasman maçlarına gidiyordu. inönü'nün kısımlarını büyüdüğü sokaktan daha iyi bildiğine bahse girerim. genç adam hobi olarak stadyum da maç izlerken tezahürat yapmayan taraftarları dövüyordu. takım hakkında, gelip gitmiş tüm teknik direktörlerden ve yöneticilerden daha bilgiliydi. "takımın ne zaman kazanıp ne zaman kaybedeceğini, maç skorlarını bile tahmin edebiliyorsun. bari bir kaç kupon yap da cebine para girsin." dediğimde; "sahip olduğun yegane değerini bir şeyler kazanmak için kullanırsan uğruna ölebileceğin hiçbir şey kalmaz." dedi. "bir şeyler için ölemeyecek kadar zayıfsan sonsuza kadar yaşayarak lanetlenmelisin."

beşiktaş'ın şampiyon olduğu sene genç adam son maçta 17 tane meşale yaktı. meşale sayısının fazlalığı hayatı boyunca bir daha hiçbir spor karşılaşmasını izleyememesine neden olacak bir cezaya sebep olsa da yaptığından memnundu. beşiktaş'ın liverpool'dan sekiz gol yediği maçın ertesi günü kendini beyoğlu'nda yaktı.


  o adam 2. yarıda delirdi.


hayatının tüm amacını kedilere bağlayan bir kadın tanımıştım. tek göz odalı evinde 23 farklı kediyle birlikte yaşıyordu. kedilerle beraber uyuyor, onlarla beraber yemek yiyor, onlarla sohbet ediyor ve bazen kedilerle birlikte tuvalete gidiyordu. herhangi bir kedi mamasının markasını sadece koklayarak anlayabiliyordu. bir gün "catwoman" olarak batman filmlerinde oynayabileceğini düşünüyordum. "güzel ve alımlısın. neden hayatını bu hayvanlarla heba ediyorsun ?" dediğimde; "tüm insanlar hayatlarını başka insanlar için heba ediyor. birilerinin kedilere bir kaç heba olmuş hayat borcu var. hem insanlar güzel kıyafetlerinin içinde midemi bulandıracak kadar kötüler. oysa kediler kirli kürklerinin içinde tertemiz varlıklar." dedi. "biliyor musun, asıl nankör olan konuşamayan bir canlıya 'nankör' lakabını takan insanlıktır."

en sevdiği kedisi léon'un karnını ara sokakta iki başıboş doberman pençeleriyle ikiye yardığında kadın evdeki tüm kedilerini dışarı atıp başıboş dobermanları sahiplendi. evdeki ve kadındaki kedi kokusundan hoşlanmayan dobermanlar 1,5 hafta sonra kadının iki bacağını parçaladığında bacaklardan geriye kalanlarla sokak kedileri kendilerine ziyafet çekti.


  o kadın bu petshopta delirdi.


hayatını diğerlerinin hayatlarını seyrederek geçiren birini tanımıştım. içindeki karanlıktan kurtulmak için daha önce tanıdığı insanları başkalarına tanıtıyordu. genç yaşına rağmen kendini bir bağ-kur emeklisi kadar yorgun hissediyordu. önünde yıllar olmasına rağmen son sezonunu geçiren tecrübeli bir futbolcu kadar yolun sonundaydı. ilk kez eline kalem alıp düşündüklerini kağıda döktüğünde rahatladığını hissettiğini görünce heyecanlandı. elinde kalem olmadığında ne kadar boğulmuş hissettiğini görünce korktu.


  o adam bu blogda delirdi.



 https://www.youtube.com/watch?v=Z-7TRVsArgI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder