7.5.14

romeo ve leyla.



"bütün konuşulacaklar konuşuldu. bütün hissedilecekler hissedildi. şimdi susma vaktidir." dedi azil gözyaşlarının süzülmesini engellemeye çalışarak. "bunlar son sözlerim. bunlar karşında aldığım son nefeslerim. yalan yok. sahip olduğum en güzel renktin sen. çok farklı şeyler hissetmiştim sana karşı. ama 'hissetmiştim'. geçmiş zamana karıştık. o defter kapandı. açılmamak üzere. bu sana vedam. kendine iyi bak." 

mualla'nın beyni azil'in ağzından dökülenler karşısında hangi gözden yaş üreteceğine karar veremedi. bu yüzden ağlamadı mualla. mualla'nın beyni azil'in söyledikleri karşısında hangi perdeden bağıracağına karar veremedi. bu yüzden sustu mualla. azil arkasını dönüp sert adımlarla ilerlerken, mualla sadece izledi. hayatta 19 yıl ve 364 gün geçirmiş mualla, ömrünün bir kaç dakikasını, "ömrünün anlamının" arkasını dönüp sonsuza kadar gitmesine ayırdı. 
  
azil gördüğü ilk ara sokağa daldı. nefes almakta güçlük çekiyordu. astımı olmayan bir insanın; açık havada, yorulmadan nefes almakta güçlük çekmesi tehlike çanlarının yüksek perdeden 26 kez vurulmasına eş değerdir. azil tozlu kaldırıma çöktü. gözleri, oturmadan önceki 2 saniyelik süreci etrafa bakmaya ayırdı. ara sokağın tamamen boş olduğunu beyne iletti gözler ve azil'in kaba eti kaldırıma değdiği an iki göz aynı anda birer yaş damlasını yer çekiminin etkisi altına bıraktı. azil ses çıkarmıyor, inlemiyor, yırtınmıyor sadece ağlıyordu. karşısına bakıyor ve ömrünün 22 saniyesinde, "ömrünün anlamını" hayatından nasıl sildiğini düşünüyordu. yaptığı son derece doğruydu. yaptığı son derece yanlıştı. yaptığı son derece sevgiydi.

mualla 1342 adımda evinin kapısına vardı. son 200 adımını hızlı atmıştı çünkü caddeler kalabalıktı ve mualla'nın gözleri caddelerden çok daha kalabalıktı. kapıdaki deliğe anahtarı sokması ve içeri girip kapıyı kapatması arasındaki 6 saniyelik süreçte mualla ilk gözyaşı damlasını 170 santimetre yukarıdan halının üzerine bıraktı. yere hızla çarpan gözyaşı gözden çıktığı anda, içinde barındırdığı "bir insanın yok oluş anını" bırakmış ve düz bir tuzlu su damlasına dönüşmüştü. mualla hiç ses çıkarmadan en yakın koltuğa oturdu. mualla hiç hıçkırmadan sadece ağladı. mualla ruhunu baklava desenli bir halıya gömdü. 

azil'in ara sokaktaki kaldırımda geçirdiği 17,5 dakika içerisinde hiçbir insan sokağa girmedi. beyni yarım saliselik bir an için şanslı bir günde olduğu düşüncesini üretti ve kalbi çeyrek salisede bu fikri yok etti. gözlerini ellerinin tersiyle sildi. ara sokaktan çıktı ve caddeden geçen ilk taksiyi durdurdu. azil evin kapısına vardığında taksimetrenin kırmızı çubuklarla oluşturduğu sayının 4,90 TL fazlasını vererek arabadan indi. taksicinin; "üstü kalsın mı abi?" deyişini hiç duymadı. cevap alamadıktan sonra; "manyak mıdır nedir" dediğini duymadığı gibi. azil evin kapısına ulaşana kadar 56 basamak tırmandı. eve girdi ve banyoya yürüdü. lavaboda yüzüne 5 kez su çarptı. aynaya baktı. çökmüş göz altlarından okunan duyguları herhangi bir kalbin kaldırmadığını azil'den önce milyonlarca insan acı bir şekilde öğrenmişti.

mualla uyandığında kaç saattir uyuduğunu düşünmedi. birkaç saniyeliğine o gün ne olduğunu, neden eve gelir gelmez krize girdiğini ve gözyaşları içinde koltukta bayıldığını anımsamadı. o birkaç saniye geçtiğinde ise artık mualla için çok geçti. o an da bir anket yapılsa ve mualla'ya gelecekte ne yapmak istediği sorulsa verebileceği tek cevap "bir daha uyanmamak" olurdu. 

azil ellerini ve yüzünü kurulayıp odasına gitti. masasının üzerinde duran acı tadlı tabletlere derin bir bakış attı. ilaçları oldu olası sevmemişti. küçükken hastahaneden nefret eden çocuklar iğnenin vereceği acıdan mı korkuyordu yoksa iğnenin çıkardığı 2 damla kanın üzerinde gördükleri yansımalarından mı? azil yavaş bir şekilde yatağına uzandı. 

yaptığı şey hakkında beyninin ve yüreğinin kavgasını dinliyordu. "yapması gerekiyordu. yoksa ne olurdu mualla'nın hali?" dedi beyin yumruklarını sallayarak. acıyan bir bakışla beyni süzen yürek; “ birlikte kurtulabilirlerdi. birlikte devam edebilirlerdi. birlikte yaşayabilirlerdi orospu çocuğu!" diyerek saldırdı beyne. yüreğin çektiği acıyı beyin algılayamazdı ve beynin yaşadığı karmaşadan yüreğin haberinin olması da imkansızdı. azil kitaplığının üstüne baktı yattığı yerden. işte oradaydı gerekenler. 2 gün önce, tüm her şeyi son kez gözden geçirip, kararını verdikten sonra 10 liraya almıştı o halatı nalburdan. "ne için kullanacaksın bilader?” cümlesine "asmak için" demişti. "neyi asacaksın?" sorusuna ise "önemsiz bir şeyi" diyerek nalburdan çıkmıştı. "asmak için" dedi kendi kendine, 19. yaşının 365. gününe bir saat kalan azil. "asmak için." 

mualla uyku haplarını avucuna aldığında mektubunu çoktan bitirmişti. saat 23.54'ü gösteriyordu ve işte hazırdı her şey. 19. yaşının doğum gününe 6 dakika. 360 saniye. bir saniye bir saniyedir. peki bir saniye ne kadar sürerdi? bir saniyede kaç bebek ölürdü ve kaç asker mermiyi kafasında hissederdi? mualla yatağına oturdu. sağ avucundaki hapları ağzına attı ve aynı anda sol avucundaki su şişesini dudaklarına götürdü. hapları yutarken tadlarının azil’in yüzüne benzediğini düşündü..

azil tavana astığı ilmiğin sağlam olduğundan iyice emin olduktan sonra sandalyenin üstüne çıktı. mektubu tam masanın üzerinde mualla'nın fotoğrafının yanındaydı. küçük bir gülümseme geçti yüzünden. "o hep mutlu olacak." dedi. azil sandalyeye çıkıp ilmiği boynuna geçirdiğinde saat 23.54'ü gösteriyordu. sandalyeye o kutsal tekmeyi attı. gözleri kararmadan önce son gördüğü rengin mualla'nın gözlerinin laciverdine benzediğini düşündü.. 

azil ve mualla isimlerinin tezatlığına inat aynı gün doğmuştu. azil ve mualla isimlerinin tezatlığına inat aynı gün ölmüştü. 

bir sonraki sabah mualla'yı yatağında sonsuzluğa uyumuş halde bulanlar, onun azil olmadan yaşamanın imkansızlığını bildiği için intihar ettiğini asla bilemedi. ellerinde kalan tek şey azil'in fotoğrafının yanındaki tek dizelik mektuptu. 


" susar şimdi şarkılar, öyle birisi yok ki burada. "

  
bir sonraki sabah azil'i tavanda sallanır halde bulanlar, onun 9 gün ömrü kalmış ağır bir hasta olduğunu ve onu ölümüyle üzmemek için mualla'yı terk ettikten sonra intihar ettiğini asla bilemedi. ellerinde kalan tek şey mualla'nın fotoğrafının yanındaki tek dizelik mektuptu. 


" uyuşur duvarlar intiharın ortasında. "


http://www.youtube.com/watch?v=WUfV1lj_kQY



1 yorum: